Şangay da toplanan 2026 Dünya Yapay Zekâ Konferansı (World AI Conference – WAIC), yalnızca yeni teknolojilerin tanıtıldığı bir organizasyon değildi. Konferansta verilen mesajlar, yapay zekânın geleceği kadar, 21. yüzyılın nasıl bir uluslararası düzen üzerine inşa edileceğine ilişkin farklı vizyonların da karşı karşıya geldiğini gösterdi. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in konferansın açılışında yaptığı konuşma, bu bakımdan yalnızca bir teknoloji politikası konuşması değil, Çin'in yeni kalkınma ve küresel yönetişim anlayışının manifestosu niteliğindeydi.
Son yıllarda yapay zekâ tartışmalarına hâkim olan söylem büyük ölçüde rekabet ve güvenlik üzerine kuruldu. ABD de yapay zekâ, Çin karşısında teknolojik üstünlüğün korunması temelinde ele alınırken AB'de etik ve düzenleme çerçevesinde ele alınmaktadır. Bunun yanında Xi Jinping'in konuşmasında dile getirdiği gibi yapay zekâ, insanlığın ortak kalkınmasını destekleyen bir kamu malı olmalıdır. Yapay zeka konusundaki bu farklı bakış açıları yalnızca teknoloji politikaları arasındaki bir ayrım değil. Aynı zamanda iki farklı ekonomik ve medeniyet anlayışının yansımasıdır.
Xi'nin konuşmasının merkezinde yer alan "people-centered AI" yani insan merkezli yapay zekâ anlayışı ilk bakışta evrensel bir etik ilke gibi görünmektedir. Ancak bu yaklaşımın arkasında Çin'in son kırk yılda geliştirdiği kalkınma mantığı bulunmaktadır. Xi'nin ifadesiyle yapay zekâ, insanın yerini alan değil, insanın yaşam kalitesini yükselten; toplumun refahını artıran, kalkınmayı hızlandıran bir araç olmalıdır.
Konuşmada anılan bu kavram oldukça önemlidir. Ekonomi biliminde üretim faktörleri emek, sermaye ve doğal kaynaklar olarak kabul edilirken Çin, yapay zekâyı öncelikle ekonomik üretkenliği artıracak yeni bir üretim faktörü olarak görmektedir. Sanayiden lojistiğe, eğitimden sağlık hizmetlerine kadar her alanda üretkenliği yükseltecek yeni altyapının yapay zekâ olacağı varsayılmaktadır. Dolayısıyla mesele yalnızca yeni algoritmalar geliştirmek değil; üretim sisteminin tamamını yeniden organize etmektir.
Bu bakış açısı, Çin'in reform döneminden beri izlediği kalkınma stratejisinin doğal devamıdır. Deng Xiaoping döneminde piyasa mekanizmaları, kalkınmanın aracı olarak kullanılmıştı. Bugün ise aynı pragmatik yaklaşım yapay zekâ için uygulanmaktadır. Teknoloji kendi başına amaç değildir; ulusal kalkınmanın hizmetindeki stratejik bir araçtır.
Bu nedenle Xi Jinping'in konuşmasının belki de en dikkat çekici bölümü, Çin'in yapay zekâyı bir uluslararası kamu malı olarak tanımlamasıdır. Çin bugüne kadar Kuşak ve Yol Girişimi'ni, Asya Altyapı Yatırım Bankası'nı, Küresel Kalkınma Girişimi'ni ve Küresel Güvenlik Girişimi'ni uluslararası kamu malları sağlayan girişimler olarak tanımlıyordu. Şimdi bu listeye yapay zekâ da eklenmektedir.
Xi'nin açıkladığı World Artificial Intelligence Cooperation Organization (WAICO) yalnızca yeni bir uluslararası kuruluş değildir. Asıl önemli olan, Çin'in ilk kez yapay zekâ yönetişimi konusunda küresel standartların belirlenmesine talip olmasıdır.
Bugüne kadar yapay zekâ alanındaki normların önemli bölümü ABD merkezli teknoloji şirketleri, Avrupa Birliği düzenlemeleri veya OECD çerçevesinde şekillenmiştir. WAICO ise Şangay merkezli yeni bir norm üretim platformu olmayı hedeflemektedir. Böylece Çin yalnızca teknoloji geliştiren bir ülke değil; aynı zamanda teknoloji yönetişiminin kurallarını belirleyen aktörlerden biri olmak istemektedir.
Bu noktada konuşmanın bir başka önemli yönü ortaya çıkmaktadır. Xi Jinping sürekli olarak Küresel Güney ülkelerine vurgu yapmaktadır. 5000 kişilik eğitim programları, otuz ülkeye yapay zekâ destekli meteoroloji erken uyarı sistemlerinin sunulması, ASEAN, Afrika Birliği, Arap Ligi, BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü ile ortak yapay zekâ merkezlerinin kurulması gibi girişimler küresel yönetişim açısından da önemli gelişmelerdir.
Bütün bunlar, Çin'in yapay zekâyı yalnızca kendi ekonomik rekabet gücünü artıracak bir teknoloji olarak görmediğini göstermektedir. En azından söylem düzeyinde Çin, yapay zekâyı küresel kalkınma kapasitesini paylaşmanın yeni aracı olarak sunmaktadır.
Burada dikkat çekici olan nokta, Çin'in kullandığı kavramların Batı'daki tartışmalardan belirgin biçimde farklı olmasıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nde yapay zedkak konusundaki temel sorunlardan birisi yapay zekâ yarışını kimin kazanacağı iken Avrupa Birliği'nin temel sorusu yapay zekâ konusunda yapılacak düzenlemelerin nasıl yapılacağı ile ilgilidir. Çin'in sorduğu soru ise giderek farklılaşmaktadır. Çinliler yapay zekânın ortak kalkınmanın aracı nasıl olabileceği konusuna odaklanmışlardır.
İşte tam da bu nedenle Çin ekonomisini anlamaya çalışırken yalnızca Batılı kavramlarla hareket etmek çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Çünkü Çin'in kullandığı kavramsal çerçeve farklıdır. Giovanni Arrighi ünlü kitabı “Adam Smith Pekin de” kitabında Çin'in yükselişini açıklarken Batı tipi kapitalist yayılmadan farklı bir "doğal kalkınma yolu"ndan söz eder. Çinli ünlü ekonomist Justin Lin'in Yeni Yapısal İktisat yaklaşımında devlet, piyasanın alternatifi değil; onu yönlendiren ve dönüştüren stratejik aktördür. Ezra Vogel'in ünlü Deng Xiaoping biyografisinde Çin’in ekonomik reformların ortak olarak özelliği ideolojik katılıktan ziyade pragmatik sonuç üretmesi olarak belirtilmiştir. Çin ekonomisi üzerine yazdığı makale ve kitaplarla adından söz ettiren Barry Naughton ise Çin devletinin deneysel politika üretme kapasitesinin ekonomik dönüşümün temel motorlarından biri olduğunu gösterir.
Bu yazıda Xi Jinping'in yapay zekâ vizyonunu klasik kalkınma fikirlerinin dışında bu dört yaklaşımın kesişim noktasında okumaya çalıştım. Yapay zekâ burada serbest piyasanın kendi kendine geliştireceği bir teknoloji değildir. Devlet tarafından yönlendirilen, sanayi politikasıyla bütünleşen, uluslararası kurumlarla desteklenen, küresel kalkınmaya hizmet etmesi beklenen yeni bir üretim altyapısıdır. Bu nedenle Çin'in bugün inşa etmeye çalıştığı modeli klasik "gelişimci devlet" kavramıyla açıklamak giderek zorlaşmaktadır.
Belki de artık yeni bir kavrama ihtiyaç vardır. Bu anlamda Çin’in yapay zekayı bir üretim faktörü kabul eden modelinde “imar eden devlet” kavramını kullanmak çok da yersiz olmaz. İmar kelimesi Türkçede farklı şekillerde ancak aynı amaçla kullanılan bir kelimedir. Şehir imar edilir, toprak imar edilir, ekonomi imar edilir ve bunlar yeni kurumları ortaya çıkarır ve geleceği inşa eder. Çin’in bu modelinde devlet yalnızca sanayi yatırımlarını teşvik eden kurum değildir. Aynı zamanda veri altyapısını kuran, yapay zekâ standartlarını belirleyen, uluslararası norm üretimine katılan, Küresel Güney'in teknoloji kapasitesini geliştirmeye çalışan ve yapay zekâyı ekonomik dönüşümün temel altyapısı hâline getiren stratejik koordinatördür.
Elbette bu vizyonun önünde önemli soru işaretleri bulunmaktadır. WAICO gerçekten kapsayıcı bir uluslararası kurum olabilecek midir? Çin'in veri yönetimi ve içerik denetimi konusundaki iç uygulamaları, uluslararası düzeyde savunduğu açıklık ve kapsayıcılık söylemiyle ne ölçüde uyumludur? ABD ve Avrupa bu yeni yönetişim mimarisine katılacak mı, yoksa kendi alternatif yapılarını mı güçlendirecektir?
Bu soruların cevabı henüz belli değildir. Ancak kesin olan bir şey vardır. Şangay'da verilen mesaj, yalnızca yapay zekâ teknolojisinin geleceğine ilişkin değildir. Aynı zamanda 21. yüzyılda kalkınmanın nasıl tanımlanacağına ilişkin yeni bir tartışmanın başlangıcıdır. Önümüzdeki yıllarda asıl rekabet, daha iyi algoritmalar geliştiren ülkeler arasında değil; yapay zekâyı hangi medeniyet anlayışıyla yöneteceğini dünyaya kabul ettirebilen ülkeler arasında yaşanacaktır.
Ve bu açıdan bakıldığında, WAIC 2026 yalnızca yeni bir teknoloji konferansı değil, Çin'in küresel ekonomik düzeni kendi kavramsal diliyle yeniden tanımlama girişiminin önemli kilometre taşlarından biri olarak hatırlanacaktır.