Filistin sorunu son iki yıldır özellikle Gazze’deki soykırım üzerinden, Ortadoğu’nun en kronikleşmiş sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl Çin’in başkentinde toplanan Filistinli örgütler Filistin’in geleceği üzerine bir “Pekin Deklarasyonu” olarak adlandırılan plana imza atmışlardı. 30 Eylül 2025 tarihinde Trump- Netanyahu görüşmesinin ardından Gazze’nin merkezinde yer aldığı ve “20 maddelik Gazze Planı” açıklandı.

Pekin Deklarasyonu

Pekin Deklarasyonu, Filistinli örgütlerin ulusal birlik temelinde hareket etmesini, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) tek meşru temsilci olarak teyit edilmesini ve geçici bir ulusal hükümetin kurulmasını öngörmektedir. Deklarasyonda ayrıca Filistin halkının “direniş hakkı” açıkça tanınmıştır. Bu bağlamda, Pekin Deklarasyonu egemenlik, bağımsızlık ve siyasi özneleşme vurgusu yaparak Filistin’in kendi iç dinamikleriyle devletleşme sürecine katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Trump Planı

Trump’ın 30 Eylül 2025’te açıkladığı Gazze Planı ise farklı bir yaklaşım sergilemektedir. Planın temel maddeleri arasında Gazze’nin “radikallikten arındırılması”, tüm silahlı unsurların tasfiye edilmesi, Filistinlilerin kendi güvenlik güçlerine sahip olmasının yasaklanması ve güvenliğin uluslararası bir kurul ile İsrail’in denetimine bırakılması yer almaktadır. Ayrıca Gazze’nin yeniden inşa edilerek bir “yatırım cazibe merkezi” hâline getirilmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede plan, siyasal hakların geri plana atıldığı ve ekonomik kalkınmanın önceliklendirildiği bir vizyon ortaya koymaktadır.

İktidar Namlunun Ucundadır

Mao Zedong’un ifadesi olan “Siyasi iktidar namlunun ucundadır”, egemenliğin özünde askeri güç ve kendi güvenliğini sağlama kapasitesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır. Bir ulusun kendi silahlı gücü bulunmadığında, siyasi iktidar da fiilen başkalarının eline geçmektedir.

Trump Planı bu açıdan sorunludur. Filistinlilerin kendi güvenlik güçlerine sahip olmalarını yasaklamak, onların egemenliğini ortadan kaldırmak anlamına gelmektedir. Güvenliğin uluslararası kurulların ve İsrail’in gözetimine bırakılması, Filistin’in öz-yönetim hakkını sınırlamaktadır. Ekonomik kalkınma vaatleri ne kadar cazip görünürse görünsün, Mao’nun sözünü hatırladığımızda açıkça görülmektedir ki silah başkasının elindeyse iktidar da başkasının elindedir.

Pekin Deklarasyonu, siyasi birlik ve direniş hakkını tanıyarak Filistin’in kendi iradesiyle geleceğini inşa etmesine zemin hazırlamaktadır. Trump Planı ise Filistin’i silahsızlandırarak dış aktörlerin denetimine teslim etmekte ve “kendi egemenliğine sahip olmayan bir kalkınma” modeli önermektedir. Mao’nun perspektifinden değerlendirildiğinde, Trump’ın yaklaşımı Filistinlilere gerçek bir devlet değil, dışa bağımlı ve vesayet altında bir yapı sunmaktadır. Bu nedenle, Filistin’in bağımsızlık mücadelesi bağlamında Pekin Deklarasyonu daha sürdürülebilir ve meşru bir yol haritası olarak öne çıkmaktadır.