Son yıllarda küresel üretim zincirlerini anlatmak için en sık kullanılan kavramlardan biri “China Plus One” oldu. Özellikle Covid-19 salgını, ABD-Çin ticaret savaşları ve artan jeopolitik gerilimlerin ardından Batılı şirketler üretimlerini yalnızca Çin’de yoğunlaştırmanın taşıdığı riskleri yeniden değerlendirmeye başladı.
Vietnam, Meksika, Endonezya ve Hindistan bu yeni arayışın öne çıkan ülkeleri oldu. Bunların içerisinde Hindistan’ın ayrı bir yeri vardı. Yaklaşık 1,5 milyarlık nüfusu, geniş iç pazarı, görece düşük işgücü maliyetleri ve hükümetin üretimi teşvik eden politikaları ülkeyi Çin’e alternatif olabilecek en güçlü adaylardan biri haline getiriyordu.
Bu nedenle China Plus One kavramı Hindistan açısından zaman zaman başka bir anlam kazandı: Hindistan yeni Çin mi olacak?
Fakat son gelişmeler bu hikâyenin biraz daha karmaşık olabileceğini gösterdi. Financial Times[1], Xi Jinping’in BRICS zirvesi nedeniyle Hindistan’a gerçekleştirmesi beklenen ziyaret öncesinde iki ülke arasındaki ilişkileri ele alan analizinde dikkat çekici bazı rakamlar verdi. Çin ile Hindistan arasındaki ticaret 2025 yılında yüzde 12,4 artarak 155 milyar dolara ulaştı. Bu rakam on yıl önce yalnızca 71,6 milyar dolardı. 2026’nın ilk yedi ayında ise ikili ticaret bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 23 daha arttı.
Daha ilginç olan ise yatırımlar tarafında yaşandı. Hindistan, 2020 yılında Himalayalar’daki sınır çatışmalarının ardından Çin yatırımlarına yönelik ciddi kısıtlamalar getirmişti. Fakat son dönemde bu politikanın bazı alanlarda gevşemeye başladığı görülüyor. Özellikle güneş enerjisi ve elektronik sektörlerinde Çinli şirketlerin kontrol sağlamayan küçük ortaklıklarına daha kolay izin verilmesi gündemde. Çinli temiz enerji şirketi Envision, Geely bağlantılı Horse Powertrain ve batarya üreticisi CosMX gibi firmalar Hindistan’daki fırsatları araştırıyor.
İlk bakışta burada bir çelişki bulunmaktadır. Hindistan bir taraftan kendisini Çin’e alternatif küresel üretim merkezi olarak konumlandırmaya çalışırken diğer taraftan Çin sermayesine, teknolojisine ve ara mallarına neden yeniden alan açıyor? Belki de sorun China Plus One kavramını yanlış yorumlamamızdan kaynaklanıyor.
China Plus One ne anlama geliyor?
China Plus One stratejisinin temelinde aslında Çin’den tamamen çıkmak düşüncesi bulunmuyordu. Amaç şirketlerin üretimlerini tek bir ülkede yoğunlaştırmasının yarattığı riskleri azaltmaktı.
Bir şirket üretiminin tamamını Çin’de gerçekleştiriyorsa salgın, ticaret savaşı, yaptırım veya jeopolitik kriz bütün üretim zincirini etkileyebilir. Bu nedenle şirketler Çin’deki üretimlerini korurken ikinci bir üretim merkezi oluşturmaya başladılar. Vietnam, Hindistan, Tayland, Malezya ve Meksika gibi ülkeler bu süreçten yararlandı.
Fakat zaman içerisinde özellikle ABD-Çin rekabetinin sertleşmesiyle China Plus One kavramı ekonomik anlamının ötesine taşındı. Üretimin Çin’den diğer ülkelere kaydırılması giderek Çin’e olan ekonomik bağımlılığın azaltılması şeklinde yorumlanmaya başladı.
Burada iki farklı süreci birbirinden ayırmak gerekiyor. Üretimin coğrafi olarak Çin dışına çıkması ile üretim zincirinin Çin’den bağımsız hale gelmesi aynı şey değildir.
Bir cep telefonunun Hindistan’da monte edilmesi, o telefonun üretim zincirinin Hindistan’a taşındığı anlamına gelmeyebilir. Batarya hücreleri, elektronik bileşenler, makineler, kimyasallar veya diğer ara mallar hâlâ Çin’den geliyorsa yalnızca nihai üretimin coğrafyası değişmiştir. Değer zincirinin kendisi ise Çin ile bağlantılı kalmaya devam etmektedir.
Hindistan’ın ikilemi
Hindistan bu problemin en ilginç örneklerinden biridir. Narendra Modi hükümeti uzun süredir ülkeyi küresel bir üretim merkezi haline getirmeye çalışıyor. “Make in India” ve üretime bağlı teşvik programları bu stratejinin parçalarıdır. Apple gibi küresel şirketlerin iPhone üretiminin bir bölümünü Hindistan’a kaydırması da bu politikanın en görünür başarılarından biri oldu.
Fakat bir ülkede fabrika kurmak ile üretim ekosistemi kurmak aynı şey değildir. Çin’in son kırk yılda oluşturduğu üretim gücü yalnızca fabrikalardan meydana gelmiyor. Bu fabrikaların arkasında çok geniş bir tedarikçi ağı bulunuyor. Parça üreticileri, makine üreticileri, lojistik şirketleri, limanlar, enerji altyapısı, mühendislik kapasitesi ve milyonlarca işçinin oluşturduğu sanayi kümeleri aynı sistem içerisinde çalışıyor.
Bu nedenle Çin’de yıllar içerisinde oluşmuş bir üretim zincirini başka bir ülkeye taşımak, fabrikayı taşımaktan çok daha zordur. Hindistan bugün tam olarak bu sorunla karşı karşıya. Ülke daha fazla elektronik ürün, güneş paneli, otomobil ve batarya üretmek istiyor. Fakat bu sektörlerde küresel tedarik zincirinin önemli halkaları Çin’de bulunuyor. Çinli şirketlerin sermayesi, üretim bilgisi ve tedarikçi ağları olmadan Hindistan’ın bazı sektörlerde hızlı biçimde ölçek kazanması zorlaşıyor.
Ortaya ilginç bir durum çıkıyor. Hindistan Çin’e olan bağımlılığını azaltmak için üretim kapasitesini artırmaya çalışıyor. Ancak bu kapasiteyi oluşturabilmek için belirli ölçüde Çin teknolojisine ve üretim ekosistemine ihtiyaç duyuyor. Başka bir ifadeyle Çin’den uzaklaşmanın yolu bir süre için Çin’le daha fazla ekonomik ilişki kurmaktan geçebilir.
Fabrika Çin’den çıkıyor, Çin üretim sisteminden çıkıyor mu?
Burada küresel üretimin son yıllardaki dönüşümüne ilişkin daha geniş bir soru ortaya çıkmaktadır. Çin gerçekten küresel değer zincirlerinden çıkarılıyor mu? Yoksa Çin merkezli üretim sistemi coğrafi olarak genişliyor mu?
Vietnam örneğinde uzun zamandır benzer bir durum görülmektedir. Çin’den Vietnam’a üretim kaydıran birçok şirket aynı zamanda Çin’den makine, ara malı ve bileşen ithal etmeye devam ediyor. Sonuçta nihai ürün üzerinde “Made in Vietnam” yazsa bile ürünün arkasındaki üretim ağı Çin ekonomisiyle bağlantısını sürdürebiliyor.
Hindistan’da ortaya çıkan yapı da zaman içerisinde buna benzeyebilir. Bu durumda China Plus One stratejisinin küresel ekonomi açısından sonucu Çin’in üretim sisteminden tamamen kopuş olmayacaktır. Daha çok Çin merkezli değer zincirlerinin coğrafi olarak yeniden örgütlenmesi söz konusu olacaktır.
Üretimin son halkası Shenzhen’den Chennai’ye taşınabilir. Ancak Chennai’deki fabrikanın makineleri, parçaları veya üretim bilgisi Shenzhen, Guangzhou ya da Suzhou’dan gelmeye devam edebilir. Harita değişir fakat ağ tamamen değişmez.
Çin açısından da bir dönüşüm
Bu süreç yalnız Hindistan açısından değerlendirilmemelidir. Çin’in ekonomik modeli de değişmektedir. Çin uzun yıllar küresel şirketlerin üretim yaptığı ülkeydi. Yabancı sermaye Çin’e geliyor, fabrikalar kuruluyor ve Çin dünya için üretim yapıyordu. Bugün ise Çinli şirketlerin kendileri başka ülkelerde üretim kapasitesi kurmaya başlıyor.
Elektrikli araçlar, bataryalar, güneş enerjisi, elektronik ve makine sektörlerinde Çinli şirketlerin dış yatırımları giderek artıyor. Ticaret engelleri ve jeopolitik riskler de bu süreci hızlandırıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Çin’in küresel üretimdeki ağırlığını yalnız “Made in China” etiketi üzerinden ölçmek giderek yanıltıcı olabilir. Bir ürün Hindistan’da, Vietnam’da veya Meksika’da üretilmiş olabilir. Ancak üretimi gerçekleştiren şirket Çinli olabilir. Teknoloji Çin’den gelebilir. Makine Çin’de üretilmiş olabilir. Kritik ara mallar Çinli tedarikçilerden alınabilir. Bu durumda Çin’in dünya üretimindeki etkisi azalmak yerine biçim değiştirmiş olacaktır.
Rekabetçi birlikte varoluş
Financial Times’ın Çin-Hindistan ilişkilerini anlatırken kullandığı kavramlardan biri “competitive coexistence”, yani rekabetçi birlikte varoluştur. Bu ifade iki ülke arasındaki ekonomik ilişkinin geleceğini anlamak açısından oldukça açıklayıcıdır.
Hindistan Çin’in ekonomik rakibidir. Aynı zamanda Çinli şirketler için dünyanın en büyük potansiyel pazarlarından biridir. Hindistan Çin’e olan stratejik bağımlılığını azaltmak istemektedir. Fakat kendi sanayisini büyütmek için Çin’in üretim kapasitesinden tamamen vazgeçmesi kolay değildir.
Çin açısından da benzer bir durum vardır. Pekin, Hindistan’ın kendisine alternatif bir üretim merkezi haline gelmesini istemeyebilir. Fakat dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomilerinden birindeki yatırım ve ticaret fırsatlarını Çinli şirketlerin görmezden gelmesi de beklenemez.
Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişkiyi yalnız işbirliği veya rekabet kavramlarından biriyle açıklamak giderek zorlaşmaktadır. İkisi aynı anda gerçekleşmektedir.
China Plus India?
Belki de önümüzdeki yıllarda China Plus One tartışmasını yeniden düşünmemiz gerekecek. Küresel şirketler gerçekten Çin’den çıkabilir. Bazı fabrikalar Hindistan’a, Vietnam’a veya diğer ülkelere taşınabilir. Çin’in dünya imalatındaki payı da zaman içerisinde azalabilir.
Fakat bunların hiçbiri otomatik olarak Çin’in küresel üretim sistemindeki etkisinin aynı ölçüde azalacağı anlamına gelmez. Çünkü üretim yalnız fabrikaların bulunduğu yerden ibaret değildir. Teknoloji, sermaye, makine, ara malı, lojistik ve tedarikçi ağları da üretimin parçasıdır.
Hindistan’ın önündeki temel mesele de burada bulunmaktadır. Çinli ara mallarını ithal ederek Çin’e alternatif bir üretim merkezi olmak mümkün olabilir. Ancak uzun vadede gerçek bir alternatif olabilmek için Hindistan’ın kendi tedarikçi ekosistemini, teknolojik kapasitesini ve sanayi altyapısını geliştirmesi gerekecektir.
Bu başarılırsa China Plus One gerçekten Çin’e bağımlılığın azalması anlamına gelebilir. Başarılamazsa ortaya daha farklı bir sonuç çıkacaktır. Fabrikalar Çin dışına taşınırken Çin’in üretim ağı onların peşinden gidecektir. O zaman küresel ekonomide yaşanan dönüşümü “Çin’den kopuş” olarak değil, Çin bağlantılı üretim ağlarının yeni bir coğrafyaya yayılması olarak okumamız gerekecektir. Belki de geleceğin üretim haritasını açıklayacak kavram China Plus One değil, giderek China Plus India olacaktır.
[1] World’s biggest relationship? Xi and Modi look to rebuild ties for 2.8bn people https://www.ft.com/content/6525cf15-0cf0-4fff-a3a4-298a41569d97?syn-25a6b1a6=1