ABD’nin, siyasi varoluşunu bölgesel gerilim ve sıcak çatışmalara bağlayan İsrail lideri Netanyahu’nun kışkırtmalarıyla İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattığı savaş, Vaşington’un öngördüğü gibi günler içinde rejimin çökmesi ile sonuçlanmadı. Ruhani lideri ile birlikte üst düzey siyasi ve askeri liderlerinin çoğunu kaybeden İran’da, beklenen halk ayaklanması da rejim değişikliği de gerçekleşmedi. Venezuela’nın aksine, İran kolayca teslim olmadı. Bir yandan balistik füzelerle İsrail’i ve ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini vurarak çatışmayı bölgeye yayarken, diğer yandan da Hürmüz Boğazı’nı kapatarak küresel enerji arzını sıkıntıya soktu.

Köklü tarihini, rejimin kendine özgü dinamiklerini, Şiilikteki direniş geleneğini ve şehitliğin kutsandığı inanç dünyasını hesaba katmadan, benzeri görülmemiş bir askeri yığınakla çevrelediği İran’a karşı 3-4 gün içinde kolay bir zafer kazanmayı ümit eden ABD Başkanı Trump, mevcut durum karşısında bu defa da kara savaşı seçeneğini seslendirmeye başladı. Ancak, olası bir kara savaşında büyük sayıda Amerikan askeri konuşlandırmanın ağır siyasi ve askeri maliyeti konusunda Kongre’de karşılaşacağı direniş nedeniyle Trump; yine İsrail’in yönlendirmesiyle İran ve Irak’taki Kürt grupların temsilcileriyle temas edilmesini ve kendilerince silahlandırılacak Kürtlerin rejime karşı savaşıp savaşmayacaklarının araştırılmasını istedi. Bu temaslardan da bugüne kadar olumlu sonuç alınamadı.

Savaşın önümüzdeki dönemde nereye evrilebileceğini öngörmek kolay değil. Bununla birlikte, İran’da “Kürt Kartı”nın kullanılmasının güçlüğünün anlaşılabilmesi için ülkedeki siyasi yapılanmanın, güvenlik aygıtının, demografik dağılımın, tarihsel gelişmelerin ve bölgesel gerçeklerin dikkate alınması gerekiyor.

İran, Orta Doğu’daki en büyük Kürt nüfuslarından birine sahip olan bir ülke. Bu itibarla, İran’ın etnik yapısının ülkenin siyasi istikrarı ve bütünlüğü açısından potansiyel bir kırılganlık oluşturduğu yönündeki değerlendirmeler, özellikle krizli dönemlerde ön plana çıkıyor. Son yıllarda Irak ve Suriye’de Kürtlerle ilgili olarak yaşanan gelişmeler, benzer bir durumun uzun süredir ABD ve İsrail’in tehdit ve saldırıları altında olan İran’da da ortaya çıkıp çıkmayacağı sorusunu gündeme taşıdı.

Hasım aktörler, İran’ın etnik çeşitliliğini dönemsel olarak rejim üzerinde jeopolitik bir baskı unsuru olarak kullanmak istemişlerse de ülkedeki kadim devlet geleneği, güçlü devlet kurumları, bölgesel güç dengeleri ve ülkedeki illegal Kürt siyasi hareketlerinin mevcut kapasitesi, İran’da bağımsız bir Kürt devletinin ortaya çıkmasına imkân vermedi.

İRAN’IN ETNİK YAPISI VE DEMOGRAFİK DAĞILIMI

İran, tarihsel olarak çok etnili demografik yapıya sahip bir devlet. Farslar ülke nüfusunun çoğunluğunu oluşturmakla birlikte Azeriler, Kürtler, Araplar, Beluçlar ve Türkmenler gibi farklı etnik gruplar da İran toplumunun önemli bir parçasını oluşturuyor.

İran’daki tahmini etnik dağılım şu şekildedir:

  • Farslar: Yaklaşık %50–60

  • Azeriler: Yaklaşık %15–20

  • Kürtler: Yaklaşık %8–10

  • Araplar: Yaklaşık %2–3

  • Beluçlar: Yaklaşık %2–3

  • Türkmenler ve diğer küçük gruplar: %1’den az

Etnik grupların önemli bir bölümü İran’ın sınır bölgelerinde yerleşik durumdadır. Kürt nüfusu Türkiye ve Irak sınırına yakın batı eyaletlerinde yoğunlaşırken Azeriler kuzeybatıda, Azerbaycan sınırına yakın bölgelerde yaşıyorlar. Arap nüfusu daha ziyade petrol zengini Huzistan eyaletinde bulunuyor. Beluç toplulukları ise Pakistan ve Afganistan sınırındaki Sistan-Beluçistan eyaletinde yaşıyor.

Etnik grupların coğrafi dağılımı, Batılı siyasi çevrelerde İran’ın stratejik kırılganlık alanı olarak değerlendiriliyor. Sınır bölgelerinde yoğunlaşan etnik gruplar, teorik olarak dış müdahaleye veya bölgesel istikrarsızlıklara daha açık kabul ediliyor. Bununla birlikte, etnik çeşitliliğin tek başına bir devletin parçalanmasına yol açacak bir faktör olmadığı da aşikârdır.

İRAN’DAKİ KÜRTLERLE İLGİLİ TARİHSEL ARKA PLAN

İran’daki Kürt meselesinin kökenleri, modern Orta Doğu’nun şekillenmeye başladığı 20. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanıyor. İranlı Kürtlerin siyasi faaliyetlerinin en dikkat çekici örneğini, 1946 yılında Sovyetler Birliği’nin desteğiyle İran’ın kuzeybatısında kurulan “Mahabad Kürt Cumhuriyeti” oluşturuyor. Hiçbir ülke tarafından diplomatik olarak tanınmayan bu siyasi oluşumun varlığı, Sovyet birliklerinin İran’dan çekilmesinin ardından İran merkezi yönetiminin askeri müdahalesiyle kısa sürede sona erdi.

Mahabad Cumhuriyeti, kısa süreli bir siyasi deneme olmakla birlikte, ilk devlet tecrübesi olarak Kürtler için tarihi bir referans ve sembolik bir anlam kazandı. “Kürdistan” adlı bir eyaletin de bulunduğu İran’a yönelik bölücü Kürt siyasi hareketleri, Mahabad sonrası dönemlerde de çeşitli biçimlerde varlığını sürdürdü.

İran rejiminin ayrılıkçı hareketlere karşı tavizsiz tutumu nedeniyle Kürt siyasi örgütlerinin ülke içindeki hareket kabiliyetleri büyük ölçüde sınırlandı. Askeri imkân ve kabiliyetleri de Irak veya Suriye’deki Kürt gruplarla kıyaslandığında her zaman çok zayıf kaldı. Dolayısıyla, bölücü Kürt grupların İran’da bağımsız bir devlet kurmaları için gereken şartlar oluşmadı.

İRAN DEVLETİNİN KURUMSAL KAPASİTESİ VE DAYANIKLILIĞI

İran’ın etnik olarak bölünmesi ihtimalinin zayıf görülmesinin en önemli nedenlerinden biri İran devletinin kurumsal kapasitesidir. İran, Orta Doğu’daki genç monarşilerin aksine güçlü merkezi kurumlara sahip bir ülkedir.

İran’ın geniş bir güvenlik ve istihbarat aygıtı mevcuttur. Özellikle İslam Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), ülkenin iç güvenliğinin sağlanmasında ve potansiyel ayaklanmaların bastırılmasında önemli bir rol oynuyor. Ayrıca, İran’da merkezi devlet geleneği de oldukça güçlüdür. Tarihsel olarak imparatorluk geleneğine dayanan köklü bir devlet yapısına sahip olması, modern İran devletinin siyasi dayanıklılığını artıran önemli bir faktör olarak ön plana çıkıyor.

Etnik grupların bir kısmının İran siyasal sistemine belirli ölçüde entegre olması, devletin istikrarını güçlendiren bir başka unsuru teşkil ediyor. Örneğin, Azeri nüfus İran siyasetinde ve ekonomisinde önemli bir rol oynuyor. ABD ile İsrail’in başlattığı savaşın ilk gününde öldürülen ruhani lider ve siyasi önder Ali Hamaney’in Azeri kökenli olması, bu entegrasyonun sembolik bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

DIŞ AKTÖRLER VE ÇEVRESEL BASKI

İran’ın etnik yapısı; Batılı ve İsrailli siyasi çevrelerde bu ülkeye karşı kullanılabilecek potansiyel bir baskı unsuru olarak görülür. Bazı uzmanlarca “çevresel baskı stratejisi” olarak tanımlanan bu stratejiye göre, bir ülkenin sınır bölgelerindeki etnik veya bölgesel kırılganlıklar kullanılarak merkezi otorite üzerinde baskı kurulabilir.

İran bağlamındaki bu tartışmalarda üç bölge özellikle dikkat çekmektedir:

  1. Batı İran’daki Kürt bölgeleri

  2. Sistan-Beluçistan’daki Beluç bölgeleri

  3. Huzistan’daki Arap nüfus

Bu bölgelerin ortak özelliği, İran’ın sınır bölgelerinde bulunmaları ve komşu ülkelerde benzer etnik toplulukların varlığıdır. Bu durum bazı siyasi uzmanlarca İran için potansiyel stratejik kırılganlık alanları olarak değerlendirilse de bu argümanlar genelde teorik düzeyde kalıyor.

Nitekim ABD’nin resmi İran politikası, uzun süredir İran devletinin parçalanmasından ziyade İran’ın nükleer programının sınırlandırılması ve bölgesel nüfuzunun dengelenmesine odaklandı. Benzer şekilde İsrail’in İran stratejisi de öncelikle İran’ın askeri kapasitesinin ve bölgesel ittifak ağlarının zayıflatılması ile Hizbullah, Hamas ve Husiler gibi diğer ülkelerdeki vekil güçlerin yok edilmesini hedef aldı.

BÖLGESEL GÜÇ DENGELERİ VE KÜRT DEVLETİ KURULMASI HAYALİ

İran’da bağımsız bir Kürt devletinin kurulması hayalinin, yalnızca İran’ın iç dinamikleriyle ve büyük güçlerin stratejileriyle değil, aynı zamanda bölgesel güç dengeleriyle de çok yakından ilişkili olduğu aşikârdır.

Bölgedeki başlıca aktörler, bir “Kürt devleti” kurulması arayışını varoluşsal bir tehdit olarak görerek bu yöndeki fikir ve eylemlere karşı başından itibaren sert bir tutum sergilediler. Özellikle Türkiye, bölücü terör örgütü PKK ile yürüttüğü uzun süreli çatışma ve verdiği büyük kayıplar nedeniyle çevre ülkelerdeki Kürt devletleşmesi ihtimalini haklı nedenlerle ulusal güvenlik perspektifinden değerlendiriyor. Halen devam etmekte olan “Terörsüz Türkiye” süreci de esasen Türkiye’nin bütünlüğü içinde Türk ve Kürt kökenli vatandaşlar arasında birlik ve kardeşlik bağlarının güçlendirilmesini hedefliyor.

Irak kendi toprak bütünlüğünü koruma kaygısıyla Kürt bağımsızlığı konusunda temkinli davranıyor. Suriye ise benzer şekilde kendi Kürt nüfusunun ayrılıkçı taleplerinden endişe ediyor. Nitekim El Şara yönetimi, SDG ile imzalanan son anlaşma çerçevesinde, PKK bağlantılı bu örgütün özerklik hedefine ulaşmasını hukuken engelledi. Dolayısıyla bölgesel aktörlerin bağımsız Kürt devletine karşı olması, İran’da da bu amaca yönelik bir gelişmenin ortaya çıkmasını zorlaştırıyor.

Tabiatıyla ABD, Batılı aktörler ve İsrail’in Kürtleri kendi bölgesel stratejilerine uygun olarak ihtiyaç halinde kullanmaları, bu konudaki denklemin önemli değişkenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Nitekim bölge ülkelerinde yaşayan Kürt siyasi grupların da nihayet bu gerçeğin farkına varması, ABD’nin İran’a yönelik kara harekâtında Kürtlerin kullanılması planına mesafeyle yaklaşılmasına yol açtı.

OLASI SENARYOLAR

İran devletinin yapısı, rejimin niteliği ve bölge devletlerinin yaklaşımı bugüne kadar İran’da bağımsız bir Kürt devletinin ortaya çıkmasını desteklemese de halen devam eden savaşın yol açabileceği gelişmeler, İranlı Kürt örgütlerini bu konuda yeniden cesaretlendirebilir.

Nitekim daha savaş başlamadan ve ABD ile İran arasındaki müzakereler sürerken faaliyetlerini İran dışında, özellikle Irak’ta sürdüren İranlı 5 Kürt örgütü, 22 Şubat 2026 tarihinde bir açıklama yaparak Tahran rejimine karşı bir ittifak kurduklarını duyurdular. Bu örgütler şunlardır:

  • Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK)

  • İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ)

  • Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK)

  • Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komala)

  • İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat)

Bu örgütlerin liderleri tarafından yapılan ortak açıklamada ittifakın amacı, "tüm meşruiyetini yitirdiği halde iktidarda kalan İslam Cumhuriyeti rejiminin yönettiği İran'daki mevcut siyasi durumda varlığını ortaya koymak" olarak ifade edildi. Özellikle ittifak ortakları arasında bulunan; İran, Türkiye ve ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK bağlantılı PJAK’ın, İsrail ile yakın temas halinde oluşan yeni şartları azami ölçüde istismar etmesi sürpriz olmaz.

ABD ve İsrail’in ağır saldırılarının uzun süre devam etmesi halinde; İran’da büyük bir siyasal krizin ve yönetim boşluğunun ortaya çıkması, devlet aygıtının ve güvenlik sisteminin çöküşü veya ağır bir ekonomik krizin yaratacağı kaos ortamı, ülkenin parçalanmasına ve bağımsızlık arayışı içinde olan bu gruplara kapıyı açabilir. Hiç kuşkusuz, İran gibi stratejik konumdaki kadim bir devletin parçalanmasının ve ortaya çıkacak otorite boşluğunun sadece Orta Doğu’da değil, küresel planda da geniş çaplı ve öngörülemez sonuçlar doğurması kaçınılmaz olur.

SONUÇ

Sonuç olarak; ağır saldırı altında olmasına rağmen güçlü devlet kurumlarının hâlâ ayakta kalması, ABD ve İsrail’e karşı silahlı direnişin sürmesi, savaş başladıktan sonra halkın baskıcı rejime karşı başlattığı protestoların yerini yeniden dayanışmanın almaya başlaması, ayrılıkçı hareketlerin sınırlı kapasitesi ve bölgesel aktörlerin bir Kürt devleti kurulmasına yönelik kesin muhalefeti, İran’ın parçalanması ve bağımsız bir Kürt devleti kurulması ihtimalini zayıflatıyor. Buna karşılık, halen devam eden savaşın süresinin ve sonuçlarının belirsizliği, İran’ın geleceğiyle ilgili kesin bir değerlendirme yapılması imkânını sınırlandırıyor.

Ersin ERÇİN Büyükelçi (e) Türkiye Çin Dostluk Vakfı Başkan Yardımcısı