HÜRMÜZ KRİZİ, YÜKSELEN ORTA KORİDOR VE KUŞAK VE YOL

Savaş uzadıkça İran ve çevresinde hızla tırmanan çatışma, bölgesel güvenlik dengelerini sarsarken küresel ticaretin yapısını ve rotasını da dönüştürüyor. Hürmüz Boğazı’nın fiilen devre dışı kalmasıyla ortaya çıkan enerji arzı şoku; aslında Avrasya bağlantısallığının (connectivity) yeniden tanımlandığı daha derin bir kırılmayı da tetikledi.

Bu yeni tablo içinde öne çıkan en kritik gelişmelerden birinin, daha önce ikincil bir alternatif olarak görülen Orta Koridor’un stratejik değer kazanması olduğu söylenebilir. Ancak bu gelişmeyi yalnızca bölgesel lojistik kayma olarak okumak eksik olur. Asıl dikkat çekici olan, Türkiye’nin başından beri vurguladığı gibi Orta Koridor’un giderek Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ile kesişen ve onu tamamlayan bir hat haline gelmesidir.

ORTA KORİDOR VE BRI: REKABETTEN TAMAMLAYICILIĞA

Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi başlangıçta; Rusya üzerinden Avrupa’ya uzanan kara hatları (Kuzey Koridoru) ile Hint Okyanusu ve Süveyş üzerinden işleyen deniz yollarından oluşan iki ana eksen üzerinde bina edildi.

Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, bu iki ana hattın kırılganlığını ortaya koydu. Ukrayna savaşı Kuzey Koridoru’nu ağır risklerle karşı karşıya bırakırken Hürmüz krizi ve Orta Doğu’daki istikrarsızlık, deniz yollarının güvenliğinin ciddi olarak sorgulanmasına yol açtı. Bu çerçevede Orta Koridor, Çin açısından da bir alternatif değil; tamamlayıcı ve dengeleyici bir rota olarak önem kazandı.

Çin perspektifinden bakıldığında Orta Koridor’un üç önemli stratejik avantajı öne çıkıyor:

  1. Risk Dağıtımı: Tek bir güzergâha bağımlılığın azaltılması, özellikle kriz dönemlerinde tedarik zincirlerinin sürekliliğini sağlayabilir.

  2. Jeopolitik Esneklik: Rusya ve İran gibi yüksek riskli coğrafi alanların dışından geçen bir hat, Çin’in Avrupa ile bağlantısında daha dengeli bir seçenek sunabilir.

  3. Zaman ve Maliyet Dengesi: Deniz yoluna göre daha hızlı ve Kuzey hattına göre daha güvenli bir alternatif olarak hibrit bir avantaj yaratabilir.

TÜRKİYE–ÇİN İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR STRATEJİK ZEMİN

Bölgede tırmanan son krizle birlikte Orta Koridor, giderek BRI’ın Avrasya ayağının kritik bir tamamlayıcısı haline gelmeye başladı. Bu gelişme, Türkiye–Çin ilişkileri açısından da yeni bir stratejik zemin yaratıyor.

Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler bugüne kadar büyük ölçüde ticaret dengesizliği ve sınırlı yatırım işbirliği çerçevesinde ilerledi. Buna karşılık Orta Koridor’un güç kazanması, bu ilişkinin daha yapısal bir boyut kazanmasına ve daha üst seviyeye taşınmasına imkân verebilir.

Dolayısıyla bu yeni denklemde Türkiye’nin aşağıdaki farklı rolleri üstlenme potansiyeli mevcuttur:

  • Transit Ülke: En sınırlı senaryoda Türkiye, Çin mallarının Avrupa’ya taşındığı bir geçiş güzergâhı olarak kalır. Bu modelde ekonomik katkı artmakla birlikte stratejik derinlik sınırlı olur.

  • Lojistik ve Bağlantısallık Merkezi: Orta Koridor’un gelişmesiyle Türkiye; limanları, demiryolları ve lojistik merkezleriyle Çin’in Avrupa’ya açılan ana kapılarından biri haline gelebilir. Bu senaryo, Türkiye’nin BRI içindeki konumunu ciddi biçimde güçlendirir.

  • Üretim ve Teknoloji Ortağı: En ileri senaryoda ise Türkiye yalnızca bir geçiş noktası değil, aynı zamanda Çin ile ortak üretim, teknoloji geliştirme ve sanayi entegrasyonu sağlayan bir merkez haline gelir. Bu durum, tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması sürecinde Türkiye’ye çok daha yüksek katma değer sağlar.

JEO-EKONOMİK REKABET VE FIRSAT PENCERESİ

Ancak Avrupa Birliği’nin alternatif bağlantısallık projeleri, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru (IMEC) girişimleri ve Çin’in kendi iç öncelikleri, Orta Koridor üzerinde çok aktörlü bir rekabet yaratacaktır. Bu cihetle süreç, otomatik olarak Türkiye’nin lehine sonuç yaratmayabilir.

Ayrıca Hazar geçişindeki kapasite sınırlamaları, gümrük süreçlerindeki parçalı yapı ve Güney Kafkasya’daki kırılgan jeopolitik dengeler; Orta Koridor’un önünde teknik ve siyasi engel oluşturmaya devam ediyor.

Bölgedeki siyasi/askeri gerginlikler nedeniyle bugüne kadar öngörülen güzergâhta yer verilmeyen Ermenistan’ın da projeye dâhil edilmesi, Orta Yol’un hem stratejik önemini hem de rotanın güvenliğini artırabilecektir. Bu meyanda Türkiye’nin, Orta Koridor’u yalnızca destekleyen değil, aynı zamanda şekillendiren bir aktör olması büyük önem taşımaktadır.

SONUÇ: KRİZDEN STRATEJİK KONUMLANMAYA

Hürmüz krizi ile birlikte ortaya çıkan yeni jeo-ekonomik gerçeklik; küresel ticaretin artık tek boyutlu verimlilik hesaplarıyla değil, çok katmanlı güvenlik ve dayanıklılık kriterleriyle şekilleneceğini gösteriyor.

Bu yeni dönemde Orta Koridor’un artık yalnızca bir lojistik hat olarak kalmayacağı; aynı zamanda BRI ile kesişen enerji, ticaret ve üretim ağlarını birleştiren çok boyutlu bir stratejik platforma dönüşeceği değerlendirilebilir.

Türkiye açısından bu durum, uzun süredir dile getirilen “köprü ülke” söyleminin ötesine geçme fırsatı sunmaktadır. Doğru politikalar, güçlü altyapı yatırımları ve Çin ile dengeli bir stratejik işbirliği sayesinde Türkiye, Avrasya’nın yeni ticaret mimarisinde merkez ülke konumuna yükselebilir.

Tabiatıyla gereken adımlar hızla atılmadığı takdirde, bu tarihsel fırsat yalnızca artan transit trafikle sınırlı kalabilecektir.

Ersin Erçin Büyükelçi (e)

Başkan Yardımcısı