Genel

ÇİN’İ SLOGANLARLA OKUMAK: DENG’İN “ZENGİNLEŞTİRDİĞİ”, Xİ’NİN “GÜÇLENDİRDİĞİ” ÜLKE

"Çin’i anlamak isteyenler genellikle iki yere bakar: büyüme rakamları ve dış politika hamleleri. Oysa Çin, kendini sadece istatistiklerle değil, cümlelerle de yönetir. Hatta bazen cümleler, rakamlardan daha belirleyicidir. Çünkü Çin’de slogan, bir “süs” değil; bir siyaset tekniğidir. “Sloganlar bütün her şeyi söyler.” Bu cümle, Çin’i anlamaya çalışan herkes için şaşırtıcı derecede açıklayıcıdır. Çin’de sloganlar yalnızca duvarlara yazılan kısa cümleler, mitinglerde tekrarlanan ritmik ifadeler ya da propaganda afişlerine iliştirilen süsler değildir. Çin’de slogan, bir yönetim tarzıdır; bir yön duygusudur; hatta çoğu zaman bir ülkenin gelecek tasavvurunun “kısa kodu”dur. Bu yüzden “Çin nasıl bu kadar hızlı değişti?” sorusuna verilecek en pratik cevaplardan biri şudur: Çin’i, liderlerin ürettiği sloganlar üzerinden okuyun. Çünkü sloganlar yalnızca propaganda değil; aynı zamanda bir yol haritasıdır. Bugün Çin’in hikâyesi iki büyük döneme ayrılarak anlaşılır: Deng Xiaoping’in başlattığı “Reform ve Açıklık” çağı ve Xi Jinping’in “Çin Rüyası”yla görünür kıldığı yeni dönem. Bu iki dönemi birbirine bağlayan şey ise sloganların diliyle kurulan, adım adım ilerleyen bir dönüşüm programıdır. Çin’de slogan ne işe yarar? Slogan, Çin’de çoğu zaman “kısa formda devlet aklı”dır. Dört karakterli, kolay ezberlenen, ritmi olan ifadeler… Bazen de rakamlarla paketlenmiş program maddeleri: “Dört ilke”, “Üç temsil”, “Sekiz kural”, “Dört kavram”… Bu form tesadüf değildir. Çünkü Çin, çok büyük bir coğrafyada, çok büyük bir nüfusta, farklı sınıfsal ve bölgesel gerçeklikleri tek bir siyasi merkeze bağlamaya çalışır. Sloganlar, tam burada devreye girer: karmaşık hedefleri tek cümleye sığdırır; yönetimi “tek sesli” hale getirir; bürokrasiyi aynı hatta sokar. Üstelik günümüzde sloganlar yalnızca duvarda değil: sosyal medyada, popüler şarkılarda, çizgi karakterlerde, kısa videolarda dolaşır. Klasik propaganda modernleşmiştir; slogan da “format değiştirerek” yaşamaya devam eder. Deng dönemi: “Fareyi yakala, renk önemli değil” 1978, Çin’in yön değiştirdiği yıldır. Deng Xiaoping’in “Reform ve Açıklık” programı, Çin’in yoksul bir tarım toplumundan, dünya üretim zincirinin merkezine doğru yürüyüşünü başlattı. Deng’in asıl devrimi, ideolojiyle ekonomi arasındaki ilişkiyi ters yüz etmesidir. Mao’nun döneminde siyaset ekonomiye komuta ediyordu. Deng’de ise kalkınma siyaset üzerinde belirleyici hale geldi. Bu zihniyeti en iyi anlatan söz şudur: “Fareyi yakaladıktan sonra kedinin siyah mı sarı mı olduğunun önemi yok.” Bu cümle, Çin’in “dışarıdan öğrenme” cesaretinin de kapısını açtı. Çin, ideolojik safiyet kaygısıyla değil, iş gören çözümlerle ilgilenmeye başladı. Kurum modelleri, finansal düzenlemeler, dış ticaret mekanizmaları… Dünya ne işe yarıyorsa, Çin onu aldı; kendi şartlarına uyarladı. Deng’in döneminin en karakteristik sloganlarından biri “Ekonomik gelişim tek demir kanundur” çizgisidir. Bu, “önce büyüme” mantığını resmileştirdi. Siyasi sistem sabit kaldı, ekonomi hızlıca dönüştürüldü. “Çin’e özgü sosyalizm”: Çelişki mi, formül mü? Deng’in en önemli ideolojik hamlesi “Çin’e özgü sosyalizm” söylemidir. Bu ifade iki şeyi aynı anda yapar: Birincisi, piyasa araçlarının kullanılmasını meşrulaştırır. İkincisi, bunun “liberal dönüşüm” değil “sosyalist modernleşme” olduğunu vurgular. Kısacası slogan, Çin’in hem içeride Parti meşruiyetini korumasına hem dışarıda ekonomik entegrasyonunu sürdürmesine yarayan bir köprü işlevi görür. “Bir ülke, iki sistem”: Egemenlik + esneklik Deng döneminin bir başka stratejik sloganı “Bir ülke, iki sistem” oldu. Hong Kong ve Macao’nun geri dönüşünü mümkün kılan bu yaklaşım, Çin’in egemenlik iddiasını güçlendirirken ekonomik esnekliği de korumayı hedefledi. Çin’in pragmatizmi burada çıplak biçimde görünür: “Tek model dayatmak” yerine “kontrollü farklılık” üzerinden bir bütünlük inşa etmek. Sert yüz: Tek çocuk politikası ve toplumsal maliyet Çin’in sloganlar dünyası yalnızca parlak hikâyeler anlatmaz. Tek çocuk politikasında kullanılan sert sloganlar, devletin toplumu “yeniden şekillendirme” kapasitesini ve bunun bedelini gösterir. Nüfus yaşlandı, cinsiyet dengesi bozuldu, aile yapısı ve sosyal psikoloji derinden etkilendi. Çin, yıllar sonra bu politikayı gevşetmek zorunda kaldı. Bu bize şunu gösterir: Çin’de slogan yalnızca kalkınma çağrısı değil; bazen “toplumsal disiplin” aracıdır. 1989 ve “düşük profil” stratejisi: Işığı gizlemek Tiananmen, Çin’in dünyayla ilişkisini yeniden tanımladığı bir kırılmadır. Aynı dönemde SSCB çökerken, liberal dünyanın “tarihin sonu” havası güçlenmişti. Çin için risk büyüktü: Hem içeride istikrarsızlık, hem dışarıda baskı. Bu ortamda Deng’in “24 karakter stratejisi” diye anılan yaklaşımı öne çıktı: “Uygun zamanı beklemek, ışığı gizlemek, öne geçmemek; fakat bir şeyler yapmak.” Bu slogan, Çin’in uzun süre “dünyayı ürkütmeden” güç biriktirme yöntemine dönüştü. Yani Çin, görünmeden büyümeyi, konuşmadan ilerlemeyi, iddia etmeden kapasite artırmayı tercih etti. Ara dönem: “Üç temsil” ve “uyumlu toplum” Deng sonrasında Jiang Zemin ve Hu Jintao dönemleri, Deng çizgisinin sürdürülmesi ama toplumsal maliyetlerin yönetilmesi olarak okunabilir. Jiang Zemin’in “Üç temsil” söylemi, Parti’yi daha teknokratik bir yapıya taşırken; Hu Jintao’nun “Uyumlu toplum” sloganı, artan eşitsizliklere ve sosyal gerilimlere karşı bir dengeleme arayışıydı. Konfüçyüsyan tını taşıyan “uyum” vurgusu, modernleşmenin yarattığı çatlakları ideolojik olarak onarma girişimiydi. Xi dönemi: Çin görünür oluyor 2012’de Xi Jinping geldiğinde, Çin artık dev bir ekonomiydi. Fakat Xi, Çin’in yalnızca zengin değil, aynı zamanda “güçlü” bir ülke olarak yeniden tanımlanmasını hedefledi. Bu dönemin en belirgin özelliği şudur: Parti gücünün merkezileşmesi. Xi, devletin ve kurumların üzerinde Parti’nin daha görünür bir şekilde konumlanmasını istedi. Bu da “güçlü lider” imajını yeniden üretti. “Çin Rüyası”: Ulusal gençleşmenin yeni adı Xi’nin ana sloganı “Çin Rüyası”dır. Bu sloganın kalbinde “ulusal yeniden gençleşme” fikri vardır. Yani mesele yalnızca gelir artışı değil; tarihsel bir onarım anlatısıdır: aşağılanma yüzyılını kapatmak, Çin’i “hak ettiği yere” taşımak, küresel sistemde bir denge unsuru olmak. Bu rüyanın en büyük dış politika ayağı ise Kuşak ve Yol’dur. Çünkü rüya yalnızca içeride değil; dışarıda da “yol” ister. “Yeni normal” ve Made in China 2025: Kaliteye dönüş Xi döneminde ekonomi yönetimi “yeni normal” kavramıyla anlatıldı: Çift haneli büyümenin yerine daha düşük ama daha nitelikli büyüme; ihracat odaklı üretimden iç tüketim ve inovasyona yöneliş; “Çin’de üretilen”den “Çin’de yaratılan”a geçiş. Burada sloganların fonksiyonu yine aynı: ekonomideki zorunlu dönüşümü “anlamlı bir hikâyeye” dönüştürmek. Yolsuzluk söylemi: “Kaplanlar ve sinekler” Xi’nin içeride meşruiyet inşasının en güçlü ayağı yolsuzlukla mücadeledir. “Hem kaplanlara hem sineklere karşı” sloganı, mücadelenin yalnızca küçük memurları değil, en üst düzeyi de kapsadığı iddiasını taşır. Bu söylem, Parti disiplinini güçlendirme stratejisinin siyasi dilidir. Türkiye ve Küresel Güney için 5 somut çıkarım Çin’i sloganlarla okumak, Türkiye gibi ülkeler için sadece akademik bir egzersiz değildir. Çünkü Çin’in sloganları, çoğu zaman küresel ekonominin ve jeopolitiğin yönünü de değiştirir. 1) Çin’le ticarette asıl mesele “fiyat” değil “konum”dur. Çin, değer zincirinde yukarı çıkmak istiyor. Bu, Türkiye’nin Çin’le ilişkisini “ucuz mal ithalatı” seviyesinden “teknoloji, yatırım ve ortak üretim” seviyesine taşımayı zorunlu kılar. 2) Kuşak ve Yol, yalnızca altyapı projesi değildir KYG, liman ve demiryolu kadar, finansman modeli, sözleşme dili ve siyasi ilişkiler biçimi de üretir. Türkiye açısından soru şudur: Bu ağda “geçiş ülkesi” mi olacağız, “üretim düğümü” mü? 3) “Yeni normal” Çin’i, daha seçici bir yatırımcı yapar. Çin artık sadece kapasite ihraç etmiyor; teknoloji, veri, enerji güvenliği ve kritik mineraller gibi alanlarda stratejik davranıyor. Türkiye’nin proje paketi de buna göre tasarlanmalı. 4) Yumuşak güç rekabeti büyüyor. Çin, kültür, medya, eğitim ve anlatı üretiminde daha görünür olacak. Küresel Güney’de “model rekabeti” daha sertleşecek. Türkiye’nin hem kamu diplomasisi hem akademik üretimi bu rekabeti okuyabilmeli. 5) Sloganları hafife alan, Çin’in geleceğini ıskalar. Çin’de sloganlar çoğu zaman “politika öncesi duyuru” gibidir. Bugün bir sloganı ciddiye almayan, yarın onun ekonomik ve jeopolitik sonuçlarıyla karşılaşır. Çin’de sloganlar, yalnızca ideolojik bir aygıt değil; yönetimin kılavuzudur. Deng döneminde sloganlar Çin’i büyüttü. Xi döneminde sloganlar Çin’i görünür kılıyor. Çin’i anlamak isteyen herkes, rakamların yanında kelimeleri de takip etmek zorunda."

Çin’i anlamak isteyenler genellikle iki yere bakar: büyüme rakamları ve dış politika hamleleri. Oysa Çin, kendini sadece istatistiklerle değil, cümlelerle de yönetir. Hatta bazen cümleler, rakamlardan daha belirleyicidir. Çünkü Çin’de slogan, bir “süs” değil; bir siyaset tekniğidir.

“Sloganlar bütün her şeyi söyler.” Bu cümle, Çin’i anlamaya çalışan herkes için şaşırtıcı derecede açıklayıcıdır. Çin’de sloganlar yalnızca duvarlara yazılan kısa cümleler, mitinglerde tekrarlanan ritmik ifadeler ya da propaganda afişlerine iliştirilen süsler değildir. Çin’de slogan, bir yönetim tarzıdır; bir yön duygusudur; hatta çoğu zaman bir ülkenin gelecek tasavvurunun “kısa kodu”dur.

Bu yüzden “Çin nasıl bu kadar hızlı değişti?” sorusuna verilecek en pratik cevaplardan biri şudur: Çin’i, liderlerin ürettiği sloganlar üzerinden okuyun. Çünkü sloganlar yalnızca propaganda değil; aynı zamanda bir yol haritasıdır.

Bugün Çin’in hikâyesi iki büyük döneme ayrılarak anlaşılır: Deng Xiaoping’in başlattığı “Reform ve Açıklık” çağı ve Xi Jinping’in “Çin Rüyası”yla görünür kıldığı yeni dönem. Bu iki dönemi birbirine bağlayan şey ise sloganların diliyle kurulan, adım adım ilerleyen bir dönüşüm programıdır.

Çin’de slogan ne işe yarar?

Slogan, Çin’de çoğu zaman “kısa formda devlet aklı”dır. Dört karakterli, kolay ezberlenen, ritmi olan ifadeler… Bazen de rakamlarla paketlenmiş program maddeleri: “Dört ilke”, “Üç temsil”, “Sekiz kural”, “Dört kavram”…

Bu form tesadüf değildir. Çünkü Çin, çok büyük bir coğrafyada, çok büyük bir nüfusta, farklı sınıfsal ve bölgesel gerçeklikleri tek bir siyasi merkeze bağlamaya çalışır. Sloganlar, tam burada devreye girer: karmaşık hedefleri tek cümleye sığdırır; yönetimi “tek sesli” hale getirir; bürokrasiyi aynı hatta sokar.

Üstelik günümüzde sloganlar yalnızca duvarda değil: sosyal medyada, popüler şarkılarda, çizgi karakterlerde, kısa videolarda dolaşır. Klasik propaganda modernleşmiştir; slogan da “format değiştirerek” yaşamaya devam eder.

Deng dönemi: “Fareyi yakala, renk önemli değil”

1978, Çin’in yön değiştirdiği yıldır. Deng Xiaoping’in “Reform ve Açıklık” programı, Çin’in yoksul bir tarım toplumundan, dünya üretim zincirinin merkezine doğru yürüyüşünü başlattı.

Deng’in asıl devrimi, ideolojiyle ekonomi arasındaki ilişkiyi ters yüz etmesidir. Mao’nun döneminde siyaset ekonomiye komuta ediyordu. Deng’de ise kalkınma siyaset üzerinde belirleyici hale geldi. Bu zihniyeti en iyi anlatan söz şudur: “Fareyi yakaladıktan sonra kedinin siyah mı sarı mı olduğunun önemi yok.”

Bu cümle, Çin’in “dışarıdan öğrenme” cesaretinin de kapısını açtı. Çin, ideolojik safiyet kaygısıyla değil, iş gören çözümlerle ilgilenmeye başladı. Kurum modelleri, finansal düzenlemeler, dış ticaret mekanizmaları… Dünya ne işe yarıyorsa, Çin onu aldı; kendi şartlarına uyarladı.

Deng’in döneminin en karakteristik sloganlarından biri “Ekonomik gelişim tek demir kanundur” çizgisidir. Bu, “önce büyüme” mantığını resmileştirdi. Siyasi sistem sabit kaldı, ekonomi hızlıca dönüştürüldü.

“Çin’e özgü sosyalizm”: Çelişki mi, formül mü?

Deng’in en önemli ideolojik hamlesi “Çin’e özgü sosyalizm” söylemidir. Bu ifade iki şeyi aynı anda yapar:

Birincisi, piyasa araçlarının kullanılmasını meşrulaştırır.

İkincisi, bunun “liberal dönüşüm” değil “sosyalist modernleşme” olduğunu vurgular.

Kısacası slogan, Çin’in hem içeride Parti meşruiyetini korumasına hem dışarıda ekonomik entegrasyonunu sürdürmesine yarayan bir köprü işlevi görür.

“Bir ülke, iki sistem”: Egemenlik + esneklik

Deng döneminin bir başka stratejik sloganı “Bir ülke, iki sistem” oldu. Hong Kong ve Macao’nun geri dönüşünü mümkün kılan bu yaklaşım, Çin’in egemenlik iddiasını güçlendirirken ekonomik esnekliği de korumayı hedefledi.

Çin’in pragmatizmi burada çıplak biçimde görünür: “Tek model dayatmak” yerine “kontrollü farklılık” üzerinden bir bütünlük inşa etmek.

Sert yüz: Tek çocuk politikası ve toplumsal maliyet

Çin’in sloganlar dünyası yalnızca parlak hikâyeler anlatmaz. Tek çocuk politikasında kullanılan sert sloganlar, devletin toplumu “yeniden şekillendirme” kapasitesini ve bunun bedelini gösterir. Nüfus yaşlandı, cinsiyet dengesi bozuldu, aile yapısı ve sosyal psikoloji derinden etkilendi. Çin, yıllar sonra bu politikayı gevşetmek zorunda kaldı.

Bu bize şunu gösterir: Çin’de slogan yalnızca kalkınma çağrısı değil; bazen “toplumsal disiplin” aracıdır.

1989 ve “düşük profil” stratejisi: Işığı gizlemek

Tiananmen, Çin’in dünyayla ilişkisini yeniden tanımladığı bir kırılmadır. Aynı dönemde SSCB çökerken, liberal dünyanın “tarihin sonu” havası güçlenmişti. Çin için risk büyüktü: Hem içeride istikrarsızlık, hem dışarıda baskı.

Bu ortamda Deng’in “24 karakter stratejisi” diye anılan yaklaşımı öne çıktı:

“Uygun zamanı beklemek, ışığı gizlemek, öne geçmemek; fakat bir şeyler yapmak.”

Bu slogan, Çin’in uzun süre “dünyayı ürkütmeden” güç biriktirme yöntemine dönüştü. Yani Çin, görünmeden büyümeyi, konuşmadan ilerlemeyi, iddia etmeden kapasite artırmayı tercih etti.

Ara dönem: “Üç temsil” ve “uyumlu toplum”

Deng sonrasında Jiang Zemin ve Hu Jintao dönemleri, Deng çizgisinin sürdürülmesi ama toplumsal maliyetlerin yönetilmesi olarak okunabilir.

Jiang Zemin’in “Üç temsil” söylemi, Parti’yi daha teknokratik bir yapıya taşırken; Hu Jintao’nun “Uyumlu toplum” sloganı, artan eşitsizliklere ve sosyal gerilimlere karşı bir dengeleme arayışıydı. Konfüçyüsyan tını taşıyan “uyum” vurgusu, modernleşmenin yarattığı çatlakları ideolojik olarak onarma girişimiydi.

Xi dönemi: Çin görünür oluyor

2012’de Xi Jinping geldiğinde, Çin artık dev bir ekonomiydi. Fakat Xi, Çin’in yalnızca zengin değil, aynı zamanda “güçlü” bir ülke olarak yeniden tanımlanmasını hedefledi.

Bu dönemin en belirgin özelliği şudur: Parti gücünün merkezileşmesi. Xi, devletin ve kurumların üzerinde Parti’nin daha görünür bir şekilde konumlanmasını istedi. Bu da “güçlü lider” imajını yeniden üretti.

“Çin Rüyası”: Ulusal gençleşmenin yeni adı

Xi’nin ana sloganı “Çin Rüyası”dır. Bu sloganın kalbinde “ulusal yeniden gençleşme” fikri vardır. Yani mesele yalnızca gelir artışı değil; tarihsel bir onarım anlatısıdır: aşağılanma yüzyılını kapatmak, Çin’i “hak ettiği yere” taşımak, küresel sistemde bir denge unsuru olmak.

Bu rüyanın en büyük dış politika ayağı ise Kuşak ve Yol’dur. Çünkü rüya yalnızca içeride değil; dışarıda da “yol” ister.

“Yeni normal” ve Made in China 2025: Kaliteye dönüş

Xi döneminde ekonomi yönetimi “yeni normal” kavramıyla anlatıldı: Çift haneli büyümenin yerine daha düşük ama daha nitelikli büyüme; ihracat odaklı üretimden iç tüketim ve inovasyona yöneliş; “Çin’de üretilen”den “Çin’de yaratılan”a geçiş.

Burada sloganların fonksiyonu yine aynı: ekonomideki zorunlu dönüşümü “anlamlı bir hikâyeye” dönüştürmek.

Yolsuzluk söylemi: “Kaplanlar ve sinekler”

Xi’nin içeride meşruiyet inşasının en güçlü ayağı yolsuzlukla mücadeledir. “Hem kaplanlara hem sineklere karşı” sloganı, mücadelenin yalnızca küçük memurları değil, en üst düzeyi de kapsadığı iddiasını taşır. Bu söylem, Parti disiplinini güçlendirme stratejisinin siyasi dilidir.

Türkiye ve Küresel Güney için 5 somut çıkarım

Çin’i sloganlarla okumak, Türkiye gibi ülkeler için sadece akademik bir egzersiz değildir. Çünkü Çin’in sloganları, çoğu zaman küresel ekonominin ve jeopolitiğin yönünü de değiştirir.

1) Çin’le ticarette asıl mesele “fiyat” değil “konum”dur.

Çin, değer zincirinde yukarı çıkmak istiyor. Bu, Türkiye’nin Çin’le ilişkisini “ucuz mal ithalatı” seviyesinden “teknoloji, yatırım ve ortak üretim” seviyesine taşımayı zorunlu kılar.

2) Kuşak ve Yol, yalnızca altyapı projesi değildir

KYG, liman ve demiryolu kadar, finansman modeli, sözleşme dili ve siyasi ilişkiler biçimi de üretir. Türkiye açısından soru şudur: Bu ağda “geçiş ülkesi” mi olacağız, “üretim düğümü” mü?

3) “Yeni normal” Çin’i, daha seçici bir yatırımcı yapar.

Çin artık sadece kapasite ihraç etmiyor; teknoloji, veri, enerji güvenliği ve kritik mineraller gibi alanlarda stratejik davranıyor. Türkiye’nin proje paketi de buna göre tasarlanmalı.

4) Yumuşak güç rekabeti büyüyor.

Çin, kültür, medya, eğitim ve anlatı üretiminde daha görünür olacak. Küresel Güney’de “model rekabeti” daha sertleşecek. Türkiye’nin hem kamu diplomasisi hem akademik üretimi bu rekabeti okuyabilmeli.

5) Sloganları hafife alan, Çin’in geleceğini ıskalar.

Çin’de sloganlar çoğu zaman “politika öncesi duyuru” gibidir. Bugün bir sloganı ciddiye almayan, yarın onun ekonomik ve jeopolitik sonuçlarıyla karşılaşır.

Çin’de sloganlar, yalnızca ideolojik bir aygıt değil; yönetimin kılavuzudur. Deng döneminde sloganlar Çin’i büyüttü. Xi döneminde sloganlar Çin’i görünür kılıyor. Çin’i anlamak isteyen herkes, rakamların yanında kelimeleri de takip etmek zorunda.

"