Genel

Çin Go Oynuyor. Türkiye Hangi Oyunu Oynuyor?

Uluslararası siyaseti anlamak için kullanılan metaforlar masum değildir. Hangi oyunu referans aldığınız, dünyayı nasıl okuduğunuzu da ele verir. Batı yüzyıllardır dünyayı satranç gibi görür: net hamleler, kesin galibiyetler, mutlak yenilgiler. Oysa bugünün dünyasında oynanan oyun satranç değil. Daha yavaş, daha sabırlı, daha kuşatıcı bir oyun oynanıyor. Çin bu oyunu Go üzerinden okuyor. Peki Türkiye?

Go’nun temel felsefesi basittir ama acımasızdır: Rakibini yok etmeye çalışma. Onu alan kaybına uğrat. Nefes alabileceği boşlukları yavaş yavaş daralt. Oyunun sonunda kazanan bellidir ama kaybeden masadan silinmez. Sadece artık hareket edemez. Bu yüzden Go, hızlı zaferlerden çok uzun vadeli yer tutma sanatıdır.

Çin’in son kırk yıldaki küresel yükselişi bu çerçeve olmadan anlaşılamaz. Liman yatırımları, altyapı kredileri, tedarik zinciri düğümleri, “kazan-kazan” söylemi… Bunların hiçbiri ani güç gösterileri değildir. Aksine, çoğu zaman karşı tarafın fayda sağladığını düşündüğü hamlelerdir. Go’nun ironisi de buradadır: Rakip, oyunu kaybettiğini fark ettiğinde artık oynayacak alanı kalmamıştır.

Anadolu’nun kırsalında oynanan Pens oyunu ise bambaşka bir bağlamdan doğmuştur. Yazılı kuralları yoktur, sınırları önceden çizilmemiştir ve oyun alanı neredeyse her zaman toprağın kendisidir. Oyuncular sırayla yere bir çivi fırlatır; çivinin saplandığı noktadan kendi alanlarını temsil eden çizgiler çizerler. Her yeni hamle, rakibin ileride atabileceği adımları hesaba katarak yapılır. Amaç rakibi tek bir hamlede saf dışı bırakmak değildir. Amaç, adım adım onun hareket alanını daraltmak, sonunda ise oynayamaz hale gelmesini sağlamaktır. Pens’te acele yoktur; yanlış yere atılan bir çivi, çoğu zaman rakibi değil, oyuncunun kendisini sınırlar.

Bu oyun benim çocukluğumda, Şanlıurfa’da, sokak aralarında ya da boş arazilerde oynanırdı. Kimse bize “strateji” öğretmezdi; ama hangi hamlenin ileride başımıza iş açacağını sezgisel olarak bilirdik. Rakibi tamamen köşeye sıkıştırmak çoğu zaman oyunu uzatır, sabırla alan daraltmak ise kazancı getirirdi. Pens, kitaplardan öğrenilen bir oyun değildi; toprak üzerinde, deneye yanıla, bedel ödeyerek öğrenilen bir düşünme biçimiydi. Belki de bu yüzden Pens, yok ederek kazanmayı değil; yaşatarak sınırlamayı öğreten nadir oyunlardan biridir.

Go ile Pens arasında tarihsel ve kültürel farklar vardır; ancak ortak bir sezgiyi paylaşırlar: Bu oyunlar “ya hep ya hiç” mantığıyla oynanmaz. Bir taraf kazanırken diğeri tamamen silinmez. Bu nedenle bu oyunlar, Batı’nın sıfır toplamlı stratejik düşüncesinden kökten ayrılır.

Bugün Çin’in küresel siyasetteki davranışlarına bakıldığında bu sezginin izlerini görmek zor değildir. Çin, rakiplerini aynı anda karşısına almaktan kaçınır. ABD ile rekabet ederken Avrupa ile ticareti, Küresel Güney ile altyapıyı, komşularıyla dengeyi sürdürmeye çalışır. Herkese alan bırakır; ama bu alanların kontrolsüz genişlemesine de izin vermez. Oyun sonunda kazanan, daha çok alan tutandır.

Türkiye’nin tarihsel pratiği de Pens’e yabancı değildir. Osmanlı’nın fetih sonrası düzenleri, yerel özerklikler ve dolaylı hâkimiyet biçimleri bu sezgiyle uyumludur. Geniş coğrafyada kalıcı olmanın yolu, herkesi aynı anda karşıya almamak; ama kimseye de sınırsız hareket alanı tanımamaktır.

Bugün ise şu soru giderek daha fazla soruluyor: Türkiye bölgesel ve küresel siyasette hangi oyunu oynadığını gerçekten biliyor mu? Sert çıkışlarla yumuşama arayışları, yüksek iddialarla ani geri adımlar, güçlü söylemlerle sessiz kabullenişler yan yana geldiğinde, ortada tutarlı bir oyun planı olup olmadığı belirsizleşiyor.

Go’da düşünmeden yapılan hamleler alan kaybettirir. Pens’te ise aceleyle atılan her çivi, bir süre sonra oyuncunun kendi hareket alanını daraltır. Bu oyunlarda mesele tek tek hamleler değil, hamlelerin birbirini tamamlayıp tamamlamadığıdır. Sabır, zamanlama ve alan bilinci yoksa, hamle sayısının artması durumu değiştirmez.

Ve belki de asıl rahatsız edici soru şudur: Türkiye gerçekten Pens oynamıyor mu, yoksa Pens oynadığını düşünüp aslında bambaşka bir oyunun refleksleriyle mi hareket ediyor? Çünkü hangi oyunu oynadığını bilmeyen bir aktör için kazanmak da kaybetmek de ancak anlık duygulardan ibaret olur.

Küresel siyaset, kimin daha yüksek sesle konuştuğuna değil; kimin daha sessiz ama kalıcı biçimde alan tuttuğuna bakar. Çin bunu Go üzerinden okuyor. Pens ise hâlâ bu topraklarda, sessizce oynanmayı bekliyor. Türkiye’nin son hamlelerine bakarak şu soruyu sormak artık okurun sorumluluğunda: Bu hamleler, alan açan bir stratejinin parçası mı; yoksa alan daraltan bir alışkanlığın tekrarı mı?