Çin dersine çalışmak…

Bu sütundan 30 Ağustos 2025 tarihinde “Çin’e gitmek…” başlıklı yazımda heyecanımı dile getirmiştim. Aman Allah’ım daha yola çıkmadan; cahil cüretkarları ile ABD’nin pompaladığı yalan haberler merkezi hemen harekete geçip; kafadan Türkiye’nin en başarılı gazeteci grubuna çamur atmaya kalkıştılar.

Hiç birimiz iktidarın uçağına binip yurt dışına gitmediğimiz halde yakıştırmadıkları kalmadı. Daha başından birilerini ürküttüğümüz için bu seyahatin ezberleri bozacağı kanaatine vardım. Ancak dersime çalışmayı da ihmal etmedim. Fakat işin kolayına kaçmadan!

Arama motorlarına güvenmem. Ne yüklenirse onu okursunuz. Kaldı ki Çin ile ilgili internet bilgilerinin çoğu güncel değil. 8-10 yıllık… Yenilerinde ise doğru düzgün fotoğraf bile yok.

Mütevazı kütüphaneme dalıp Çin ile ilgili kitapları ayırdım. Çin’in ekonomik gelişmeleri, Pekin, Şangay gibi büyük kent bilgileri dışında Uygur bölgesine dair doğru düzgün bilgi notu bile yoktu elimizde. Değerli büyüğümüz, İbrahim Okur’un 2010 yılında kaleme aldığı “Çin:3500 Yılın Köşe Taşları” adlı eseri imdadıma yetişti. 32 kaynak kitap, 187 bilgi notundan faydalanmış Okur… Çin tarihini ve Mao’yu bu kadar güzel anlatan başka esere henüz rastlamadım. İbrahim Okur, tarihin yanında Çin’in küresel emperyalizme karşı savaşını, uluslararası ilişkilerini de gerçekçi gözle kaleme almış. Uykusuz gecelerden şikayetçi olmadan ön hazırlık için titiz çalıştığımı iddia etsem abartmış sayılmam.

Bu arada demirbaş kitaplarımın arasındaki “Sivil Örümceğin Ağında”yı özetle yeniden gözden geçirdim. Özellikle CİA ve diğer istihbarat örgütlerinin “Sivil toplum kuruluşları” adındaki yapıları nasıl kullandıklarına dair taktik ve sonuçlarını hatırladım.

Düşünce ve edebiyat dünyamızın “Kutup yıldızlarından Atilla İlhan; Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin Ağında” eseri için: “Tokat gibi kitap” diye yazmıştı.
Aynı kitap için meslek hayatımda çok şey öğrendiğim Sevgili Arslan Bulut da; “Bilgi düzeyi ve feraset itibarı ile yetersiz olanlar, işin kolayına kaçar. “Bu adam bu kadar bilgiyi nereden alıyor?” der. Bilmezler ki; aydınlar, herkes uyurken sabahlara kadar çalışmıştır.” Diye 10.05.2004 tarihinde Yeniçağ’da yazmıştı. 21 yıl geçmiş… Değişen bir şey yok. İşin kolayına kaçanlar bir de dezenformasyon merkezlerinden gıdalanarak yalan bilgi yayma görevlerini de itina ile yerine getirmeye devam ediyorlar.

Urumçi, Turfan ve Kaşgar’dan oluşan Şincan-Uygur bölgesine seyahate hazırlanırken; 20 yıl önce TRT’de “Sınırlar Arasında” programını yaparken küresel emperyalizme karşı Türk Milletini uyaran, uyandıran ve her programda adeta ders veren Değerli Banu Avar’ı referans almadan asla olmazdı!

TRT arşivinden ulaşmak mümkün olmadı. Eşi-dostu devreye soktum. Bu arada Türkiye’de yaşayan Uygur Türkleri ile görüştüm. Nihayet Bunu Avar’ın “Sınırlar Arasında: Doğu Türkistan” belgeseline ulaştım. Bütün okuyucularımıza tavsiye ederim. Youtube den izleyebilirsiniz. 20 yıl önce Uygur bölgesine gidip böylesi bir programa imza atan dünyada yok! Saygıdeğer büyüğüm Avar’a bu programdan sonra malum çevreler ağır eleştirilerin yanında hakaretler bile yağdırmış. Vız gelir; tırıs gider… Banu Avar’ın vatanseverliğinin, uluslararası tecrübesinin bırakınız zekatını, sadakasını veremeyecekler dut yemiş bülbüle dönmüştü…
Avar’ın tarihi belgeselinden sayfalarca not çıkardım. Daha yola revan olmadan yetkililerden hangi konuda; nereleri görme taleplerimizi not ettim. İster inanın ister inanmayın hepsini kabul ettiler. Programda olmadığı halde Kudatgu Bilgi’in yazarı Yusuf Has Hacib’in türbesini de ziyaret ettik. Kaşgarlı Mahmud’a gitme arzumuz ise karayolu ile çok uzak oluşu ve o civarda tıpkı Nasrettin Hoca gibi birden fazla mezar iddialarının kesinlik kazanmayışında bir başka seyahate kalmak zorunda kaldı.

Gazetecilik zor zanaattır… Karşı karşıya kaldığınız olay ve durumlarda duygusallık bizi bazen gerçeklerden uzaklaştırabilir. Meslekteki büyüklerim duygu ile gerçekleri ayrıştırmak için yazıları bir süre “Demlenmeye” bırakmak gerektiğini öğrettiler bana…

Heyetteki usta meslektaşlarım yazdılar, yazmaya devam ediyorlar. Televizyon ve Youtube da gözlemlerini başarı ile paylaşıyorlar. Gazetecilik de “Atlatma haber” tatlı rekabettir. Bu yarışa hiçbir dönem girmedim. “Geç kaldım. Bana yazacak bir şey bırakmamışlar!” pişmanlığına sığınmadığım gibi satır aralarını doldurmak, ayrıntılı tasvirler ile farklı pencereden profillere ışık tutmak için de fırsat doğdu.

Hani “Dostluklar yolculuk da belli olur” derler ya… Heyetimizdeki meslektaşlarımızla “Hemhal” olduk. Uygur bölgesinde Çinli yetkililerle de insani ilişkiler kurup; “Dostluk köprüsü” oluşturduk…

Yazmaya, heybemizde biriktirdiklerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.