Kurallara-Dayalı Uluslararası Düzenin Geleceği; tekrardan tesis mi edilecek, elden mi
geçirilecek yoksa yerine yenisi mi getirilecek?
İncek Tartışmaları, 3 Aralık 2025 günü ‘Kurallara-Dayalı Uluslararası Düzenin Geleceği'
konusunu ele aldı. Konuşmacılar: Em. Büyükelçi Onur Öymen, E. Korg. Nazım Altıntaş ve
gazeteci Tülin Daloğlu’ydu. Oturum Dr. Haldun Solmaztürk tarafından yönetildi ve seçkin bir
Türk ve yabancı uzmanlar grubu tartışmaya katkıda bulundu. Aşağıdaki ‘Raportör Özetinde’
yer alan hususlar ve değerlendirmeler, herhangi bir konuşmacı veya katılımcının birebir
görüşlerini veya tüm katılımcıların fikir birliğine ulaştığı görüşleri yansıtıyor şeklinde
algılanmamalıdır. Tartışma ‘kaynak göstererek yazılmamak kaydıyla’ icra edilmiştir.
(Bu metin, Raportör Özetinin kısaltılmış ve dipnotlar çıkartılmış şeklidir.)
İNGİLİZCE ASLININ TERCÜMESİDİR.
Arka plan
Kurallara-dayalı uluslararası düzen, diğer adıyla ‘liberal düzen’, II. Dünya Savaşı'nın
ardından kurulmuştur. Bu düzen, başta Birleşmiş Milletler, BM Güvenlik Konseyi ve BM
Sözleşmesi olmak üzere belirli uluslararası kurumlar, kurallar ve normlara dayanır.
1990'ların sonlarından itibaren, bazı karar vericiler, yarım yüzyıl önce oluşturulan sistemin
artık ulusal çıkarlarına en iyi hizmet eden bir sistem olmadığını düşünmeye başladılar ve
sonuçta yerleşik kurallara uymayı ve geleneksel normlara saygı göstermeyi bıraktılar. …
İncek Tartışmaları, Nisan 2017'de, ‘Liberal düzenin dağılmasının uluslararası ilişkiler ve Türk
dış politikası üzerindeki etkisini’ ele aldı ve şu sonuca vardı: "Türkiye gibi dünya da
1960'lardan bu yana en ciddi küresel siyasi krizin pençesindeydi. … Demokratik rejimler anti-
demokratik alternatiflerle tehdit edildiği gibi, liberal uluslararası sistem de tek taraflılık,
korumacılık, kısa vadeli çıkarlar ve popülizme dayalı illiberal alternatiflerle tehdit ediliyordu.
… [Ancak] 'Yaklaşan felaketin korkusu', bütün dünyadaki demokratik güçleri, demokrasiye
ve gerçek bir liberal uluslararası düzenin ortaya çıkmasına engel olan ciddi sorunlarla
yüzleşmek için harekete geçirmişti. … Demokrasinin ve liberal uluslararası düzenin geleceği
daha parlak görünüyordu." [Ne yazık ki] Bu henüz gerçekleşmemiştir.
İkinci Trump yönetimi, BM Güvenlik Konseyi'nin rolünü—ve yetkisini—ve Başkan Trump'ın
kendisi de BM Genel Sekreteri'ninkini fiilen devraldı.
… İncek Tartışmaları konuyu yeniden ele aldı ve kurallara-dayalı düzenin geleceğini tartıştı.
Şimdi bulunduğumuz noktaya nasıl geldik?
Dünya son 25 yılda, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Ukrayna ve Gazze'de 'kuralların' açıkça
ihlal edildiğine tanık oldu. Ama BM Sözleşmesi’nin—amaç ve ilkelerinin—bu tür ihlalleri,
daha 1940'ların sonlarında başlamıştı. Güç kullanımına başvurmak için ‘meşru müdafaa’
genel bir bahane olarak, uluslararası hukuk da içinden seçim yapılacak bir 'alet kutusu' olarak
kullanıldı. Krizler, farklı ulusların ulusal çıkarlarına hizmet etmek üzere tasarlandı, yaratıldı
ve yönetildi. 'Güvenlikleştirme' denilen kavram, ulusal çıkarlarla ilgili kararlara hakim oldu.
… Gazze, II. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan 'düzen' açısından insanlık tarihinde bir kırılma
noktasıydı. Hem 7 Ekim'deki acımasız Hamas saldırısı hem de buna orantısız bir şekilde
karşılık veren ve soykırım boyutuna ulaşan İsrail tepkisi, çaresiz bir dünya ve işlevsiz bir BM
dehşet içinde izlerken, kurallara dayalı uluslararası düzenin sonunu getirdi. …
Düzen çöküyor
Uluslararası ortam artık Hobbesvari bir ‘doğal duruma’ ve kurallara-dayalı düzen de çıkara-
dayalı bir düzene dönüşüyor. 'İyi niyetli hakim güç', liderlik rolü ve sorumluluklarından—ve
de eski kuralların kısıtlamalarından—istifa etmiştir. …
Trumpvari Amerikan 'devrimi' Avrupa'yı böldü ve kutuplaştırdı. …'aşırı sağcı' hareketlere,
liberal değerler pahasına, giderek daha olumlu bir yaklaşım sergileniyor. Bu, illiberal
popülizmle karakterize edilen ve halen sürmekte olan demokrasinin geri dalgasıdır. …
Kurtarılacak mı, revize mi edilecek yoksa değiştirilecek mi?
…On yıllar önce tasarlanan düzenin doğasında kusurlar vardı. Eşitliği savunuyordu, ancak
pratikte güç asimetrilerini koruyor ve güçlendiriyordu. Artık bugün yaşadığımız dünyanın
ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Eski düzenin 'kurtarılması' bir seçenek değil.
Eski sistemin yerine sıfırdan yeni, alternatif bir sistem kurmak 'ulaşılamaz bir hedef' gibi
görünüyor. Geriye kalan tek seçenek, eski düzeni gözden geçirmek ve yeniden yapılandırmak.
Nasıl bir düzen.?
Eski düzen—kurumları, normları ve kurallarıyla—katı ve gelişmelere, koşullara duyarsızdı.
Daha pragmatik, esnek ve çoğulcu bir biçimde yeniden tasarlanmalıdır.
Her şeyden önce, hepimiz ‘medeniyetçi’ kalıpların ötesine geçmeli ve karşılıklı saygı ve ortak
çıkara dayalı küresel ortaklıklar kurmalıyız. … Çoğulcu, çok taraflı bir küresel düzen—tam
anlamıyla demokratik olmasa da—iş birliğini teşvik edecek ve değişime daha açık, duyarlı ve
dirençli olacaktır. … Uluslararası kurumlar reforme edilmelidir; BM ve diğer uluslararası
kuruluşlar içindeki güç yeniden dengelenmelidir. Çabalar, öncelikli olarak, BM Güvenlik
Konseyi reformuna odaklanmalıdır. …
BM reformu
…Reform fikirleri, yöntemsel reform yanında, Güvenlik Konseyi'nin yeniden yapılandırılması
ve Genel Kurul'un—daimi üyelerin vetoyla Konsey’i felç etmelerini önlemek üzere—Konsey
kararlarını geçersiz kılma yetkisine sahip olması etrafında toplanmaktadır. Bu çözüm hem
güçlü bir Güvenlik Konseyi'ne hem de güçlü bir Genel Kurul'a dayanacaktır.
Bu nedenle, Güvenlik Konseyi reformu, Konsey’in genişletilmesini—daimi ve geçici üyelerin
sayılarının artırılmasını, 'veto yetkisinin' sınırlandırılmasını, daha işbirlikçi çalışma
yöntemlerini ve devlet-dışı aktörlerin de çalışmalara dahil edilmesini içerecektir. … Yarım
yüzyıl önce toplanan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİT) başarılı bir örnek
sunmaktadır. Hem 'siyasi irade' hem de 'liderlik' mevcut olduğu sürece, bu yine yapılabilir.
Bunu kim yapacak?
Küresel ölçekte bir 'liderlik' krizi, reformu engellemektedir. … Birleşmiş Milletler
üyelerinin—özellikle Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin—reformu gerçekten benimseyip
benimsemeyeceği henüz belli değildir. … Küçük ve gelişmekte olan devletler de seyirci
kalamazlar; ama bunu tek başlarına da—bireysel olarak ya da gruplar halinde—yapamazlar.
Hem büyük güçlerin hem de ‘orta büyüklükte’ güçlerin koalisyon halinde ortak bir iradesine
ihtiyaç var ki bu da liderliğin bir fonksiyonudur. …
En önemli faktör, küresel liderlik kapasitesinin yokluğu gibi görünüyor.
Oraya nasıl ulaşılabilir?
...bazı üyelerin, reforme edilmiş bir düzene olan bağlılıklarını göstererek, örnek olarak
öncülük yapmaları gerekiyor. Sistemin eski garantörlerinden bazılarının bu bozulmaya
öncülük etmesi, caydırıcı bir sorun teşkil ediyor. Geleceğin nasıl şekillendirileceğinin hazır
bir formülü yok, ancak eski liderlik—ve liderler—yeni bir liderlik ve liderlik tarzıyla
değiştirilmelidir. Büyük güçler bu görevi üstlenmeye ya isteksiz ya da yetersiz olduklarından,
orta büyüklükte güçlerin devreye girip harekete geçme zamanı gelmiştir. Orta güçlerin
liderlerinin, esnek bir devletler ağından oluşan bir 'istekliler koalisyonu' kurmaları gerekiyor.
Ancak bu hem ilgili kamuoylarının desteğini kazanmayı hem de büyük güçlerin—en azından
bazılarının—katılımını sağlamayı gerektirecektir. Her ikisi de büyük zorluklar içermektedir.
…
Sivil toplum, özellikle düşünce kuruluşları ve kanaat önderleri—üniversitelerin
desteğiyle—sözel eylem yoluyla ‘ötekileri’ olumlu bir şekilde sunarak ve dünya ulusları
arasında bir birlik duygusu yaratarak, reform amacını anlatmada kritik bir rol oynayacaktır.
Geçiş döneminde, orta büyüklükteki güçler istikrar sağlayıcı unsurlar olarak hareket ederken,
büyük güçler arasında diyalog ve iletişim de sürdürülmelidir. …
Ancak günün sonunda, en çok ihtiyaç duyulan liderlik ortada yoktur. Çünkü, uluslararası bir
duruşa, belli bir saygı ve güvene sahip, ideolojik kaygılardan arınmış, demokratik değerleri
içselleştirmiş, uluslararası bir çabaya liderlik edecek makul zaman ve yeteneğe sahip bir
lider—veya liderler grubu—mevcut değildir. …
Addendum (3 Ocak 2026) …
Bu tartışmanın yapıldığı 3 Aralık 2025'ten bu yana önemli gelişmeler yaşandı. Bu gelişmeler
büyük ölçüde ve endişe verici bir şekilde tartışmanın bulgularını ve tahminlerini doğruluyor.
…ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi 4 Aralık 2025'te yayınlandı. Bu strateji, Demokratlar
iktidara gelse veya Kongre'nin kontrolünü ele geçirseler bile, ABD'nin genel politika
istikametinin muhtemelen değişmeyeceğini ve liberal uluslararası düzen gibi bir kaygısının
olmayacağını gösteriyor. …
Başkan Trump, 9 Aralık'ta Politico’ya verdiği bir röportajda, ‘çürüyen’ Avrupa ülkelerini ve
‘zayıf’ liderleri eleştirdi. Onları aşağılayıcı bir şekilde ‘zayıf’, “Siyasi bağlamda çok doğrucu”
ve “Ne yapacaklarını bilmeyenler" olarak nitelendirdi. Macaristan ve Polonya'yı hariç tutarak,
Avrupa'nın göçmenler konusunda yaptıklarının ‘felaket’ olduğunu söyledi. …
Başkan Trump, 21 Aralık'ta Grönland'a bir ‘özel elçi’ atadı. BBC'ye verdiği bir röportajda,
stratejik konumu ve mineral zenginliğine atıfta bulunarak, ABD'nin Grönland'a ‘ulusal
savunma’ için ‘ihtiyacı’ olduğunu ve "Ona sahip olmaları gerektiğini" söyledi.
...Başkan Trump, 2 Ocak 2026'da—BM ya da Güvenlik Konseyi'nden söz etmeksizin—İranlı
yetkilileri şu şekilde uyardı: "İran, barışçıl protestocuları vurup şiddet kullanarak öldürürse,
ki bu onların alışkanlığıdır, Amerika Birleşik Devletleri onların yardımına koşacaktır.
Silahlarımız dolu ve hazırız. Bu konuya gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederiz!"
...Amerika Birleşik Devletleri, 3 Ocak 2026'da bir Amerikan mahkemesi tarafından çıkarılan
bir ‘cezai tutuklama emrine’ dayanarak ‘uyuşturucu terörizmi’ suçlamasıyla yargılanmak
üzere büyük çaplı bir askeri operasyonla Venezuela Devlet Başkanı'nı kaçırdı. Başkan
Trump, ABD'nin Venezuela'yı yöneteceğini, Amerikan petrol şirketlerini—askeri
destekle—konuşlandıracağını, üretimi artıracağını, Venezuela petrolünü satacağını ve paranın
bir kısmını "O ülkenin bize verdiği zararların tazminatı" olarak alacağını söyledi. Bu,
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi Md. 2(4)’ün açık bir ihlaliydi.
Sözün özü: Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgali, 2024'te İsrail ve İran arasında yaşanan füze
saldırıları, 2025'te Amerika'nın İran nükleer tesislerine yönelik saldırısı, Hamas'ın 7 Ekim
saldırısı ve İsrail'in Gazze'deki davranışları ve son olarak Amerika'nın Venezuela'ya yönelik
saldırganlığı ile Danimarka, Meksika, Kolombiya, Küba ve hatta Kanada'ya yönelik sözlü
tehditlerinin toplam etkisi kurallara-dayalı uluslararası düzenin sonunu getirmiştir. Dünyanın
dört bir yanındaki halklar yeniden düzenlenmiş ‘kurallara-dayalı’ bir düzeni istemektedir,
ancak liderlik işlevinin yokluğu ve mevcut kaosun belirsiz bir süre daha devam edecek
olması insanlığın trajedisidir."