YENİ SURİYE NEREYE GİDİYOR?

YENİ SURİYE NEREYE GİDİYOR?

İncek Tartışmaları, 25 Şubat 2026 günü ‘Yeni Suriye—Suriye Arap Cumhuriyeti—nereye gidiyor?' konusunu ele aldı. Konuşmacılar: E. Büyükelçi Ünal Çeviköz, Çin Büyükelçiliği danışmanı Sayın Qian Xinyi, E. Tuğg. Ali Er’di. Oturum Dr. Haldun Solmaztürk tarafından yönetildi ve bir Türk ve yabancı uzmanlar grubu tartışmaya katkıda bulundu.

Raportör Özetinde yer alan hususlar ve değerlendirmeler, herhangi bir konuşmacı veya katılımcının birebir görüşlerini veya tüm katılımcıların fikir birliğine ulaştığı görüşleri yansıtıyor şeklinde algılanmamalıdır. Tartışma ‘kaynak göstererek yazılmamak kaydıyla’ icra edilmiştir.

(Bu metin, Raportör Özetinin kısaltılmış ve dipnotlar çıkartılmış şeklidir.)

BU METİN KAPSAMLI BİR RAPOR VEYA TARTIŞMA TUTANAĞI DEĞİLDİR; SADECE TARTIŞMANIN—12 NİSAN 2026 İTİBARIYLA GÜNCELLENMİŞ—RAPORTÖR ÖZETİDİR.
İNGİLİZCE ASLININ TERCÜMESİDİR.

Arka plan

Heyet Tahrir el-Şam'ın (HTŞ) 27 Kasım 2024'te başlattığı ‘yıldırım saldırısı’ sonucu, Beşar Esad 8 Aralık'ta Suriye'den ayrıldı. HTŞ önderliğinde birleşmiş çeşitli gruplar, artık Ahmed el-Şara liderliğindeki Suriye Arap Cumhuriyeti’nde devletleşmişlerdir. Şara, HTŞ'nin resmen dağıtıldığı 29 Ocak 2025 günü 'Zafer Konferansı' tarafından 'başkan' ilan edildi. Eş zamanlı olarak 2012 Baas Anayasası yürürlükten kaldırıldı, ordu, polis ve parlamento feshedildi, HTŞ Suriye ordusu oldu. Geçiş Hükümeti 29 Mart 2025 tarihinde kuruldu.

'Yeni Suriye' artık Batı'ya yöneldi; Batı da onu meşru bir siyasi varlık olarak tanımaya istekli. Şara, 24 Eylül'de BM Genel Kurulu'na hitap ederek kişisel uluslararası meşruiyetini pekiştirdi. 10 Kasım'da da Beyaz Saray'da—yan kapıdan da olsa—kabul edildi ve Başkan Trump’la görüştü. Ziyaretin hemen ardından Şara hükümeti, IŞİD'e Karşı Küresel Koalisyon'a katıldığını açıkladı. 2026 başlarında, Suriye ve İsrail yetkilileri ABD arabuluculuğunda Paris'te yaptıkları görüşmede, ABD gözetiminde bir 'Ortak İletişim Mekanizması' kurma konusunda anlaştılar. Şara yönetimi, Türkiye ve Arap ülkeleriyle de iş birliği arayışında. Suriye'nin geleneksel müttefikleri Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti ile de iletişime açık; ancak 'eski güzel günlere' dönüş asla mümkün olmayabilir.

Ülkede istikrar ve bazı bölgelerde—Fırat'ın doğusu, Alevi ve Dürzi bölgeleri—tam devlet otoritesinin kurulması, bazı ilerlemelere rağmen hâlâ gerçekleşmedi. PYD/YPG/YPJ'nin siyasi/askerî yapısı, 2015 yılından bu yana 'silahlı' kanadı için Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adını, siyasi yapısı için ise 'Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi' veya 'Rojava' adını kullanmaktadır. Amaçları laik, demokratik ve federal bir Suriye'nin parçası olmaktı. SDG ile Şam arasında 10 Mart 2025'te varılan anlaşma uygulanmadığı için Ekim ayında Halep, Deyrizor ve Rakka'da Suriye ordusu ile SDG arasında çatışmalar başladı. …Sonunda, 30 Ocak’ta Suriye hükümeti ile SDG arasında kalıcı ateşkes ve SDG'nin Şam askerî ve idari yapılarına entegrasyonu için bir çerçeve anlaşması sağlandı. …

Bu önemli Suriye sorununun çözüm şekli—nasıl çözüleceği—Türkiye'yi ilgilendiriyor.

…Şara, kurumların yeniden yapılandırılması, gerçek bir anayasa ve normal seçimler için en az dört yıllık—belki daha uzun—bir geçiş süreci öngörüyor. Geçiş süreci doğası gereği birçok risk barındırıyor; koşullar elverişsiz ve geçiş sancılıdır.

İncek Tartışmaları, Aralık 2019'da 'Suriye'deki savaşın sonu görünüyor mu?' konusunu ele almıştı; "Türkiye'nin ne bir çıkış planı ne de aklında belirgin bir 'son duruma' dayalı bir çıkış stratejisi yoktu”. Türkiye'nin Suriye'deki siyasi ‘nihai hedefi’, Türkiye'nin kontrolü dışındaki gelişmelerle sürekli değişen, hareketli bir hedef gibi görünüyordu. Türk hükümetinin 2012'de Suriye'ye öngörüsüz müdahalesi, en çok korktuğu kâbusun—Büyük Kürdistan'ın—kendi kendine gerçekleşen bir kehanete dönüşmesi için gerekli koşulları yarattı”. …Türk yetkililer, Amerikan koruması altındaki bir ‘Kürt’ (PYD/YPG değil) Rojava'yı kabul edebilecekleri izlenimi veriyorlardı. Gelişmeler, Suriye'yi uluslararası bir satranç tahtasına dönüştürmüştü. …Suriye gelecekte nasıl bir şekil alırsa alsın, savaş öncesi duruma geri dönüş olmayacaktı. Nihai şeklin ne olacağını, devam eden satranç oyununun sonucu belirleyecekti.”

İncek Tartışmaları, konuyu yeniden ele aldı; 'Yeni' Suriye'nin karşı karşıya olduğu zorlukları, bunların nasıl aşılabileceğini ve kilit aktörlerin neler yapabileceğini tartıştı.

Yönetici Özeti

Şara yönetimi ciddi zorluklarla karşı karşıya. Çok sayıda kırılma hattı yeni bir çatışmaya yol açabilir. Vatandaşların çoğunluğuna güven aşılamak ve onların 'siyasal İslam'a' dayalı Şara hükümetine rıza göstermelerini sağlamak kolay olmayacaktır. Silahlı kuvvetler üzerindeki siyasi kontrolün pekiştirilmesi ve disiplinin sağlanması henüz tam değildir. Devlet yapıları parçalanmış durumdadır; anayasa ve parlamento yalnızca geçiş dönemi içindir.

Kürtlerin ulusal kurumlara tam entegrasyonu hâlâ zorluklar içeriyor. Suriye ekonomisi harap durumda; yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik, halkın çoğunluğunu yoksulluk sınırının altında bırakıyor. Ülkenin bazı bölgelerinde suç örgütleri ve silahlı gruplar faaliyet gösteriyor. Milyonlarca insan yerinden edildi; temel ihtiyaçlar karşılanamıyor, konutların üçte biri yıkıldı.

Zorlukların üstesinden gelmek için çabuk çözüm planlarından ziyade aşamalı ve kademeli bir yaklaşım gereklidir. Kapsamlı ve anlamlı reformlar başlatılabilirse, Şara hükümeti istikrar ve yeniden yapılanma yolunda ilerlemenin önünü açabilir. Ancak Suriye, geçişin her alanında sürekli uluslararası angajman ve uzun yıllar boyunca—en az on yıl—devam edecek dışarıdan müdahale olmadan başarılı olamaz.

Bir BM Güvenlik Konseyi Kararı’na ihtiyaç var. Suriye'nin küresel ekonomiye yeniden entegre edilmesi gerekli; reformlara yönelik açık bir taahhüde paralel olarak yaptırımların kaldırılması Şara hükümeti için işleri kolaylaştıracaktır. Uluslararası toplumun çabalarının yapılandırılmış çerçeveler aracılığıyla koordine edilmesi ve gözlemlenmesi, ilerlemenin düzenli konferanslarla izlenmesi gerekmektedir. Türk yetkililer, SDG ile ilgili mevcut düzenlemelerden memnun görünüyor. Suriye'de istikrar, gerilimin Suriye'nin de ötesinde, tüm bölgede azaltılmasını gerektiriyor. Suriye dosyası, dönüşen Orta Doğu düzeni ve değişen uluslararası sistemin bir parçası. Suriye'de istikrar, büyük ölçüde ABD'nin İran'a müdahale kararına bağlı olacaktır.

…Türkiye ve İsrail, Suriye'de dolaylı olarak karşı karşıyadır ve aralarındaki stratejik gerginlik doğrudan bir çatışmaya dönüşme riski taşıyor. İsrail, Suriye üzerindeki kontrolünü sürdürmeyi, İran ve vekil güçlerini uzak tutmayı ve Şara hükümetini sıkı denetim altında bulundurmayı amaçlıyor. ABD, Türkiye'yi yatıştırmak amacıyla, Suriye'de mümkün olduğunca özerk ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi 'denetimi' altında bir 'Kürt' yapılanması oluşturmayı hedefliyor. Avrupa mesafeli ama mülteci odaklı tutumunu sürdürüyor.

…Suriye başarısız olursa, bunun sonuçları sadece Suriye ile sınırlı kalmayacaktır. Öncelik, Suriye'nin yeniden çatışmaya ve kaosa sürüklenerek başarısız bir devlete dönüşmesinin önlenmesidir. Uluslararası toplum, Suriye'deki rejim değişikliğinde 'rol' oynadı; bazı ülkeler diğerlerinden daha belirleyici roller üstlendi. Yabancı güçlerin müdahalesi olmasaydı, tarih Suriye ve ötesinde çok farklı bir şekilde gelişebilirdi. Şimdi bir borcun ödenme zamanı geldi.

Uluslararası toplumun mevcut müdahalesi koordinasyonsuz, kısa vadeli, gelişigüzel ve parça parçadır. Türkiye ise Suriye'de açıkça önemli bir rol üstlenmeye çalışmaktadır. … Türkiye Suriye'nin başarısız olmasını kaldıramaz. Türkiye, üniter bir Suriye, toprak bütünlüğünün korunmasını sağlayan yasal bir çerçeve istiyor. Başlangıçta Türk yetkililer SDG üyelerinin Suriye ordusuna ‘bireysel’ entegrasyonu konusunda çok kararlı görünüyorlardı. Bu olmadı; aksine SDG’nin artık resmen tanınmış tam muharebe güçlü dört tugayı var. Ancak Türk yetkililer bu hassas konuda sessiz kaldıklarından bu düzenlemeden memnun görünüyorlar.

Sözün özü: …Gazze'deki gerginlik sürer, İran-İsrail gerilimi artarsa, Suriye'de istikrar tesis edilemez; aksine parçalanma riski artar. Federalizm ve ademimerkezî yönetim talepleri muhtemelen sürecektir. Suriye'de istikrar, bölgedeki gerilimin azaltılmasını gerektiriyor. …İstikrar büyük ölçüde ABD'nin İran'a müdahale kararına bağlıdır. (25 Şubat 2026)

Addendum (12 Nisan 2026)

Raportör tarafından eklenmiştir.

Bu tartışmadan üç gün sonra—28 Şubat—İsrail ve ABD, İran'a hava ve füze saldırıları başlattılar—Epic Fury operasyonu. Saldırılar, aralarında hayatını kaybeden dinî lider Ali Hamaney'in de bulunduğu üst düzey siyasi ve askerî liderleri hedef alan 'suikastlar' şeklinde başlatıldı. İran da karşılık olarak İsrail'e, Körfez ülkelerine ve bölgedeki ABD unsurlarına yönelik füze ve SİHA saldırıları başlattı. …Başkan Trump, müzakerelerin önünü açmak üzere iki haftalık ateşkesi kabul ettiğinde genel bir iyimserlik havası vardı. 11 Nisan'da İslamabad'da başlayan dolaylı görüşmeler doğrudan müzakerelere evrildi, ama bu özetin yayınlandığı 12 Nisan’da süreç çökmüştü. …ABD, 13 Nisan'dan itibaren İran’a deniz ablukası kararı aldı. …

Türkiye ve İsrail Suriye'de 'çatışıyorlar' mı?

Daha önce Mart 2026 ayı içinde istifa etmiş olan Joe Kent, Suriye'de olası bir Türkiye-İsrail çatışması konusunda benzeri görülmemiş bir açıklama yaparak ABD'nin Orta Doğu politikasını eleştirdi ve bu politikanın İsrail tarafından yönlendirildiğini ima etti. Önde gelen bir Rus senatör, hemen bu yorumların üzerine atladı: "Bu insana [ilk başta] jeopolitik bir kurgu gibi geliyor ama İsrail siyasi çevrelerinde Türkiye'nin İran'dan sonra İsrail'in ikinci düşmanı olarak nitelendirildiğini düşünürseniz, o zaman her şey farklı görünüyor".

Son söz; yeni bir dünya düzeni ortaya çıkıyor!

ABD 'Savaş' Bakanı Hegseth'in dillendirdiği “Düşmanlarımıza ne merhamet ne de acıma yok!” sloganı, insanlık tarihinin karanlık dönemlerinden benzer çağrıları akla getiriyordu. Ancak o, yine de bunu dile getirecek kadar dürüsttü; çünkü İsrail'in Gazze'de yaptığı da tam olarak buydu, tıpkı Hamas'ın 7 Ekim'de yapmış olduğu gibi. Bu slogan, "Bütün bir medeniyet yok olacak!" ifadesi; her ikisi de belli bir siyasi kültürü simgeliyor. Dünya tarihi bir dönüm noktasındadır; bir kırılma anına tanıklık ediyoruz. Halklar ve liderler, ABD liderliğindeki küresel düzene olan güvenlerini kaybettiler. Merhum Henry Kissinger, ki başkaları da vardır, bunun geleceğini daha 2001 yılında uyarmıştı. Yeni bir dünya düzeni ortaya çıkıyor.

Mevcut İsrail hükümeti sayesinde, İsrail artık Araplarla katı bir 'kan davası' içinde ve siyasi ve ahlaki açıdan kendini dünyanın geri kalanından izole etmiş durumda. ABD, güvenilirliğini ve itibarını büyük ölçüde yitirdi ve itibarı zedelendi; bu durum muhtemelen kalıcıdır. Özellikle Orta Doğu'da Batı'nın itibarı azaldı; ABD ile iş birliği—hatta ilişkide olmak—bölge liderleri için siyasi bir yük hâline geldi. Bu gelişmeler, Suriye siyasetini olumsuz etkileyecek, Şara üzerindeki baskıyı artıracak, IŞİD'i cesaretlendirecek ve ülkeyi daha da istikrarsızlaştıracaktır.

Üst